- Kategori
- Felsefe
Hiçten Kalanlar
Geçtiğimiz günlerden birinde, hedefsizce dolaşırken bazen orada, bazen burada, eğri büğrü vücuduna aldırmadan çöp toplayan bir ihtiyara rastladım. Işığı bol gözleriyle süzdü beni önce. Varlığım heyecanlandırmış
tı onu anlaşılan.
Verdiğim selamı aldıktan sonra buyur etti beni yanına ve hiçliği anlattı bana.
Yaptığımız sohbetin uzun sürmesine sevindim içten içe. Bir ara, “aklını çöplerin arasında arayanlardan değilim, kaybedenlerin kayıplarını topluyorum yalnızca” deyince, anladım ki "hiç" olamadıkları için yok olanları yok eden şeyler var etrafımızı kuşatan bu çöp yığınlarının arasında.
Vedalaştıktan sonra isteksizce yürüdüm kendi yoluma. Ama ardımdan seslendiğini duyunca, çevirdim başımı arkama, ne var diye acaba. “Hiç ama hiçbir şeyin yok olacağını düşünme sakın ve her şeyin birdenbire oluverdiğini de unutma" diye, nasihat etti.
Kafam iyice karışmış, zihnim yolunu şaşırmıştı. Şöyle dedim kendi kendime en sonunda: “her şey, yok denecek kadar hiç, hiç denecek kadar yok,” galiba.
A. Güreşçioğlu