​ Horozlu şeker! / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '10

 
Kategori
Anılar
 

Horozlu şeker!

Horozlu şeker!
 

Hepimizin çocukluk anılarını süsleyen bir Affan Dede'si vardır ya hani!
İşte o şiir, o en lezzetli horoz şekeri oyuncağımızı daha bir güzel anlatır aslında!
Hani o dudaklarımız arasındayken kendimizden geçtiğimiz ama bir türlü erimesine mani olamadığımız o düdüklü şekerden bahsediyorum!
Bir süre sonra dayanamayıp dişlerimizin arasında kıtırdattığımızda ötme özelliğini kaybederdi, üzülürdük ! 

Pek çoğumuzun doğduğu, büyüdüğü o salaş mahalleleri günümüzle kıyasladığımızda onların daha bir şirin olduklarında hepimiz hem fikiriz sanıyorum!
En önemlisi de, seyyar satıcıların mahallemize ayrı bir güzellik katmalarıydı hiç kuşkusuz.
Omuzlarında askılı tepsilerle dolaşan yoğurtçular, heybelerinde keçiboynuzu ve kırık leblebi satan çerçiciler gün boyu evlerimizin önünden hiç eksik olmazlardı!
Avazı çıktığınca bağırırlarken bazen de detone olurlar, bizlerde bu yaşlı amcaların bu komik durumlara düşmelerine katıla katıla gülerdik! 

Hele ki mahallemizdeki ilkokulun bahçesi daha bir kalabalık, daha bir cıvıl cıvıl olurdu!
Özellikle de teneffüs saatlerinde adeta yaydan çıkan bir ok gibi fırlayan çocuklar gördükleri ilk seyyar satıcıya doğru koşuşurlardı!
Ama ille de pala bıyıklı Ali dayının o kıpkırmızı horozlu şekerleri sıraladığı yayvan sepetine doğru! 

Öyle ya, çocuk olur da canı horoz şekeri çekmez miydi hiç? .. 

Hem ağızımızı tatlandırıyor hem de tren düdüğü gibi ötüyordu, ikisi bir arada böyle muhteşem bir oyuncak başka nerede vardı sahi?
Dünyalar bizim olurdu sanki!

Belki de mahallenin orta halli olanlarında altında bir durumdaydık, ama horozlu şeker parasını mutlaka bulurduk!

Nasıl mı?

Pazarlarda su satardık pek tabii ki!

Elimizde Alüminyum güğümler mahalle mahalle gezerek su akan çeşme arardık.

Ne pamuk teyzeler ne de sevimli ablalar sıra bekletmezlerdi sağolsunlar.

Hatta o çelimsiz halimize bakmadan hamallığa bile soyunurduk!

Ama öyle sırtımızda küfe ile değil!

İtekleme kulpuna zor yetiştiğimiz tornet arabasıyla!

Hiç olmadı annemizin naylon terliğini satardık!!! 

Çünkü nihayetinde çocuktuk. 

Hem başka ne yapacaktık ki zaten? 

Öyle televizyonlarda çizgi filmler izleyecek, elektronik oyuncaklarla oynayacak ya da çocuk tiyatrolarına gidecek değildik ya! 


O efsane şiiri bir kez daha hatırlayalım isterseniz; 

Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Cahit Sıtkı TARANCI

 
Toplam blog
: 1021
: 1607
Kayıt tarihi
: 19.10.07
 
 

Çok eski olmayan bir tarihte tıpkı sizler gibi Melek'lere gülümsermişim uykulu hallerimde!  ..