- Kategori
- Güncel
Humeyni'yi seven Atatürk'ü sevmeyen bilinç
Doğrusu, kimse kimseyi sevmeye mecbur değildir. Şu an bağımsız bir ülkede yaşıyor olmak da, kimseyi o ülkeyi kuranlara sevgi duymak zorunluluğunu getirmez. Çünkü, insan siyaset yapar. Yaşadığı ülkeyi beğenmeyebilir ve başka türlü yapmaya çalışabilir.
"Niye sevmiyorsun, " "Atatürk nasıl sevilmez, " "o olmasaydı sen burda olmazdın" gibi baskıcı yaklaşımları destekleyecek değiliz. İnsan geçmişiyle geleceğiyle özgürdür, bağımsızdır, öyle olmalıdır.
Bu Humeynici kişilerin durumuna doğru bakış ve esas önemli olan şudur:
Bu kişiler birer vakıadır. Siyasi ve kişisel düşüncelerinde serbesttir. İsterse şeriatı savunsun bizi alakadar etmez.
Ancak, bu kızın bilinci, oluşturulmuş, yaratılmış, ve yıllardan beri, Türkiye'de yeni nesillerde hakim kılınmak istenen siyasal islamcı bir görüştür. Belki, bütün türban takanların durumu bu olmayabilir, ama türban takmanın altında bazı kesimlerin taşıdığı inanç ve bilinç budur. Mücadelesi verilen, türban mücadelesinin peşinde süreci şekillendiren bilinç budur.
Aslında, bu kişiler, kendilerini ve kendilerine dikte edilmiş olan desenformasyonu deşifre etmektedirler. Burada, eşitlikçi aydın tutumu izlediklerini sananların, türban olayını sıradan bir kültürel yaşamsal öge olarak bireysel hak olarak görüp değerlendirenlerin bunu iyi yorumlaması gerekir. Savundukları, yoksa, gerçekte, bu kişilerin siyasal düşünceleri olmasın! Denebilir ki, "şeriatı savunmak da bi haktır, ben bu düzlemde eşitlikçi ve aydın bir tutum içindeyim." O zaman OK. Neyi savunduğunuzu ya da koruduğunuzu bilin de.
Toplumsal yaşam ve siyaset, biçimsel formüllerle değil, bilinç ile anlaşılabilir ve yaratılabilir. Toplumu oluşturan tüm değerlerin yapısal bir ilişkisi vardır. Onun bir unsuru, başka unsurlarla ilişkisine göre bir anlama sahiptir; bağımsız mutlak bir anlamı yoktur. O nedenle, bu bütünselliği ve yapısallığı ancak bir bilinç ile anlayabilir ve onu yönetibilirsiniz.
Türban olayı tekilde, yapısal bir sorundur. Pek çok sorunun çözümüyle birlikte veya ilişkisinde aşılabilecek bir konudur. Şu anda, "ben madde koydum, sorun çözüldü, anayasa mahkemesi de bir şey demedi" diye bu sorun çözülemez. Akp'nin sorumluluğu olduğu halde, bütün ülkeden sorumlu olduğu halde, bunu görememesi, ya da görmeyip üstüne üstüne gitmesi yanlıştır. Anayasa Mahkemesi, yasayı aştığının söyleneceğini bile bile, bu kararı almıştır. Kaldı ki aştığı da söylenemez.. Çünkü, anayasanın değiştirilemez maddelerini korumak ile, esasa karışamayacak olması iki ayrı görevidir, ve bugün olduğu gibi, bunlar birbiriyle çeliştiğinde, doğru olan, anayasanın ruhunu korumasıdır. Çok prof mrof yazar mazar borazan öttürüyor ama, anayasa bu maddeyi iptal etmeseydi, başka bir hata yapmış olacaktı, ki o hata daha ağır olacaktı.
Konuyu bağlamak gerekirse.. Humeynici bu kişiler, deşifre olmuşlardır. Açık bir desenformasyon içindedirler. Ama bu kendilerini ilgilendirir. Biz, kimlere ne hakkı vediğimizin iyi ayırdında olalım.