- Kategori
- Deneme
İçimizdeki Ütopya

Bazen ait olmayı reddettiğimiz bir dünyada yaşamaya zorlanırız. Ama o dünya ile hiç bir ortak paydamız yoktur, aynı havayı solumaktan öte... Her şeyimiz farklıdır. Yaşam tarzımız, kültürümüz,duruşumuz hep yanıtsız sorular bırakır ardımızda, yadırganırız...Mutlu değilizdir burada yaşamaktan. Bir tür ayrık otu gibi dururuz insanların arasında. Buna rağmen bir mecburiyettir katlanmak; bir tebessümü,bir merhabayı esirgemeden...
İnsanın yaşama bakışı ne olursa olsun,"Kendi" olmak istediği zamanlar vardır oysa. Sadece kendine ait olmanın sevinciyle, kendi kurallarını koymanın hazzı içinde yaşamak ister, bir süreliğine de olsa.
Zor ama imkansız da değildir!
İstersek bunu kendi içimizde yaratabiliriz.
Yaşamın tüm kirliliğinden uzak, istemediğimiz her şeye yabancı, sessiz,steril, tek kişilik bir dünya. Sevgili "Küçük Prens'"in dünyası gibi... Fazladan bir saksı çiçek, sevdiğiniz bir hayvan belki de.
Başkalarının bilmediği, bilenlerin de görmezden geldiği kapısı içine örtük bir dünya...
Kapısına kimselere kabul ettiremediğiniz kişisel manifestonuzu astığınız fildişi bir saray içinde, sınırlarını sizin çizdiğiniz bu hayal ülkesinin hem kralı/kraliçesi hem de Tanrı'sı olmanın mutluluğunu yaşamak az şey midir?
Yaslanacak bir omuz bulamadığınızda, çevrenize uyum sağlayamadığınızda,duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kaldığınızda, yaşam sizi incittiğinde veya sadece yalnız kalıp kendiniz olmak istediğinizde,kendinize ait bir dünyanın huzurlu kollarına koşmak istemez misiniz?
Böyle küçük bir ütopyaya sanırım çoğumuzun ihtiyacı vardır.
O ütopya içimizde bir yerlerde saklı...
Beraber aramaya ne dersiniz?
İnsanın yaşama bakışı ne olursa olsun,"Kendi" olmak istediği zamanlar vardır oysa. Sadece kendine ait olmanın sevinciyle, kendi kurallarını koymanın hazzı içinde yaşamak ister, bir süreliğine de olsa.
Zor ama imkansız da değildir!
İstersek bunu kendi içimizde yaratabiliriz.
Yaşamın tüm kirliliğinden uzak, istemediğimiz her şeye yabancı, sessiz,steril, tek kişilik bir dünya. Sevgili "Küçük Prens'"in dünyası gibi... Fazladan bir saksı çiçek, sevdiğiniz bir hayvan belki de.
Başkalarının bilmediği, bilenlerin de görmezden geldiği kapısı içine örtük bir dünya...
Kapısına kimselere kabul ettiremediğiniz kişisel manifestonuzu astığınız fildişi bir saray içinde, sınırlarını sizin çizdiğiniz bu hayal ülkesinin hem kralı/kraliçesi hem de Tanrı'sı olmanın mutluluğunu yaşamak az şey midir?
Yaslanacak bir omuz bulamadığınızda, çevrenize uyum sağlayamadığınızda,duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kaldığınızda, yaşam sizi incittiğinde veya sadece yalnız kalıp kendiniz olmak istediğinizde,kendinize ait bir dünyanın huzurlu kollarına koşmak istemez misiniz?
Böyle küçük bir ütopyaya sanırım çoğumuzun ihtiyacı vardır.
O ütopya içimizde bir yerlerde saklı...
Beraber aramaya ne dersiniz?