Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '11

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

İçinizi dışınıza çıkarın!

İçinizi dışınıza çıkarın!
 

Hayır, hayır. Fiziksel anlamda söylemedim bunu. 

Hepimizin çocukluktan günümüze iyi ya da kötü geçen bir yaşam süreci var. Kimi zaman mutluluklar birbirini kovalar, kimi zaman acılar ve kederler... 

Keşke acı ve keder bizden hep uzak olsa! Dış çevreden ve etkilerden kaynaklanan olumsuzluklara yapacak bir şey yok. Bu etkilere imkanlar dahilinde göğüs germek, dik durmak ve mücadele ruhunu kaybetmemek kısmi bir çözüm yolu olabilir. Önemli olan neyin nasıl yapılacağıdır. 

Peki buna kim karar verecek? 

Tabi ki siz. 

Nasıl mı? 

Her şeyden önce kişisel gelişime önem vermek gerekiyor. Kişisel gelişim için neler yapılmalı? Bunun da cevabı sizde. Yani? Kendi kendini tahlil etmek, yani incelemek. Kişinin kendisini tanıması, bazı konularda sorunun çözümünün büyük bir bölümünü oluşturur. 

“Ben neyim” diye sorarak başlayın kendinizi tanımaya: Fiziğiniz, sağlık durumunuz, eğitim ve kültür seviyeniz, zeka ve motor becerileriniz, v.b. Bütün değerlendirmeler objektif olmak zorunda. Kendimizi kandırmaya gerek yok! 

Çevremde karşılaştığım bazı insanlarla aramızda geçen konuşmalardan, kendini değerlendirme konusunda pek gerçekçi olunmadığına kanaat getirdim. Değerlendirme yanlış olunca da, ulaşılmak istenen hedefler maalesef hep uzaklarda ve erişilemez bir yerlerde kalıyor. Kendimizi tanımayınca da içimizi dışımıza çıkaramıyoruz. İçimizdeki biz hep orada kalıyor. 

Kendimizi tanımanın bir yolu da “denemek”ten geçiyor. Bir başka ifadeyle “başlamak”tan geçiyor. Bilindiği gibi başlamak bitirmenin yarısı. Ne yapmak istiyordunuz da yapamadınız, bu konuda karşınıza çıkan engeller nelerdi? Sanırım bu konuda kendinize sormanız gereken çok şey var… “Param yoktu, zamanım azdı, yeteneğim yoktu, ailem izin vermedi” gibi v.b bahaneleri duyar gibi oluyorum. 

Daha somut bir örnekle konuyu biraz daha açmak istiyorum. Bu arada istemeyerek de olsa kendim ile ilgili örnekler vermek durumundayım: Yaklaşık 10 yıldan beri resim sanatıyla uğraşıyorum. İlk, orta ve lisede sevmediğim bir dersti resim dersleri. Sevmezdim, çünkü beceremezdim. 10 yıl önce içimden gelen bir heves ve arzu ile birden bire resim yapmaya karar verdim. O zamanlar TRT 2’de izlediğim ressam Bobb Ross’un resim çalışmaları bu arzumun tetikleyicisi oldu. Bir resim öğretmenine de sorarak uygun malzemeleri temin edip bir yerden başladım. İlk yaptığım resimleri çok beğenmiştim. Gururla arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma gösterdim. O ilk resimlerin ne kadar basit kaldığını 15-20 kadar resim yaptıktan sonra gördüm. 

Aradan 10 yıl geçti. Yeteneksiz olan ben, bugün üçüncü kişisel sergimi açmış bulunuyorum. Bu arada birçok karma sergiye de katıldım. Bir anlamda yeteneksizliğimi yeteneğe dönüştürdüm. Ya da içimdeki yeteneği ortaya çıkardım. Sergilerimde bir çok insanla tanışma ve konuşma imkanı buluyorum. İçinde resim ve sanat aşkı olan yaşlı genç bir çok kişiyle resim ve sanat adına çok güzel şeyler paylaşıyorum. Fiilen resim işi ile uğraşanlarla güzel bir bilgi alış verişi gerçekleşiyor. Bunun yanında resmi uzaktan seyredenlerin “bende yetenek yok, keşke ben de sizin gibi yetenekli olsam” türü yakınmalarını hemen oracıkta geri püskürtmeye çalışıyorum. “Ben de yetenekli olduğumdan dolayı yapmıyorum. Bu işi yapa yapa öğrendim ve resme daha çok zaman ayırarak kendimi geliştirmeye ve ortaya bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum” şeklindeki konuşmam onları biraz olsun rahatlatıyor. Herhangi bir kurs almamış olmam da onları iyice şaşırtıyor. Ama eminim ki bu şaşkınlıklarını kısa sürede üzerlerinden atmış ve belki de resim yapmaya çoktan başlamışlardır bile… 

Ünlü İtalyan ressam, heykeltraş, mimar ve şairi Michelangelo Buonarroti (1475-1564) “Sanatın % de biri yetenek, % 99’u ise ağır biçimde çalışmadır” demiştir. Bu söz beni doğrular nitelikte. % de bir yetenek kafanızdaki bir çalışmayı yapmanıza hiçbir engel değil. 

En çok duyduğum bir diğer yakınma (resim yapmaya, kitap okumaya, spor yapmaya, bir hobi ile uğraşmaya) zamanın olmadığına dair. Bu yakınma da yine kendimizi iyi tanıyamadığımızdan kaynaklanıyor. Aslında zamanımız var. Ancak gerçekte zamanı iyi kullanamama, iyi planlayamama sorunumuz var. İsteyip de yapamadığımızı ifade ettiğimiz şeyleri ötelemek ve ertelemek de bir başka olumsuzluk faktörü. Öteliyoruz, çünkü televizyonda bir diziyi, maçı veya bir yarışma programını izlemek bizim için daha öncelikli oluyor. Erteliyoruz, çünkü gelecekte yapmayı düşündüğümüz şeyleri normal yaşamın bir köşesine sıkıştıramıyoruz. Gündelik yaşam ve onun zorluklarıyla boğuşmak ağır basıyor. Ama televizyon izlemekten vazgeçemiyoruz maalesef. 

Sözün özü; üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin, ama mutlaka deneyin. 

Eee hadi durmayın, bir yerden başlayın artık ! 

Başarılar… 

Not:1. Resim Sergim 15-24 Nisan 2011 tarihlerinde Ali Rıza Turan Bahadır Sergi Salonu’nda (Denizli/Çınar’da, Belediye yanında) görülebilir. 

 
Toplam blog
: 136
: 2817
Kayıt tarihi
: 20.03.11
 
 

Duyarlı olduğum konularda; düşündüklerimi, bildiklerimi ve birikimlerimi paylaşmak üzere burada b..