​ İki çınarın hikayesi / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

İki çınarın hikayesi

İki çınarın hikayesi
 

Yürüyen Köşk - YALOVA


Her iki çınar da Yalova'nın eşsiz sahilinde; denizden aldıkları yosun ve iyot kokusuyla hayat buluyor, güneşe erişebilmek için var güçleriyle boy atmaya çalışıyor, uzayan boylarını dengelemek için toprağa olabildiğince sıkı sarılıyorlardı. Sanki bir yarış içindeydiler, birbirlerinden habersiz. Biri diğerinden daha olgun, daha heybetliydi. Bir vücut olduğu topraktan aldığı güçle dallarını daha da uzatmıştı, gölgesinde dinlenen cıvıltıların artmasını istercesine.

Yalnızlıktan sıkılmaya başlamışlardı. Serin gölgesinde dinlenen cıvıltılar sürekli gelip gidiyorlardı ama heybetli çınarın bir sevgili, hayat arkadaşı, sırdaşa ihtiyacı vardı. Bir müddet sonra heybetli çınarın birlikte uzun yıllar geçirebileceği, coşkusunu ilk günkü gibi taze tutabileceği, sımsıkı sarılıp uyuyabileceği bir hayat arkadaşı oldu. 1929 yılının ılık bir eylül ayında tanıştığı hayat arkadaşıyla dertleşebiliyor, kıyıya vuran dalgaların müziğiyle geceleri dans edip sevişebiliyor, Marmara'nın incisi Yalova'da yaşamanın tadını çıkarıyorlardı.

Her mutlu hikayede bir parça hüzün, ayrılık olması zorunluluğu varmış gibi heybetli çınar ve hayat arkadaşının da ayrılık yaşaması kaçınılmazdı. Heybetli çınarın her geçen gün uzayan dalları hayat arkadaşına zarar vermeye başlamıştı. Her ne kadar acı duysa da; tek seçeneklerinin heybetli çınarın can damarlarının kesilmesi olduğunu düşündüğünden, bunu heybetli çınara söylemeye dili varmıyordu. Heybetli çınara vereceği acının ızdırabını da düşündükçe acı daha da dayanılmaz oluyordu hayat arkadaşı için.

Her iki tarafın da acı çektiği bu gibi anlarda ayrılık, en iyi ilaçtı aslında. Heybetli çınarın gölgesi altından çekilmenin vakti gelmişti. Bu hiç de kolay bir ayrılık olmayacaktı. Ayı, yıldızları, yağmuru ve dalgalarla oynaşan rüzgarı izlemenin keyfini birlikte yaşadığı heybetli çınarın gölgesinden çıkarak onun dallarını, can damarlarını kaybetmesine engel olmuş; acı, yürek yangını ve hasretle yaşamayı öğrenmişti.

Sonunda ayrılık vardı ama yürekleri sonsuza dek birbiri için çarpan ve dilden dile, nesilden nesile aktarılan iki efsane olmuşlardı.

Peki ya diğer çınar?

Diğer çınar ise henüz hayatının baharını yaşadığı yaşlardaydı. Her gece rüyalarında ve hayallerinde peşinden koşma imkanı veren beyaz meleğini arıyordu. 40 sene sonra bulduğu sevgili, çınarı sırtından hançerleyebilecek bir şeytandı aslında.

Sevdiği beyaz meleğe kavuşamamanın ardından açılan hançer yarasını bu sözlerle kapatabildi diğer çınar:

"Söyle!.. Nerede o Atatürk'ün kenti? Orada ölmek istiyorum."

 
Toplam blog
: 6
: 586
Kayıt tarihi
: 28.10.10
 
 

Yazmak... Aslında en büyük tutkumdu. Önce günlüklerle başlayan bu tutku zamanla köreldi. Yeniden yeş..