Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '09

 
Kategori
Siyaset
 

İki yüzlüler…

İki yüzlüler…
 

Seçimler yaklaşıyor ya, televizyonlarda, basında doğal olarak ilk haberler hep seçimlere yönelik. Herkes birşeyler söylüyor. Birinin ak dediğine diğeri kara, birinin doğru dediğine diğeri yanlış diyor. Bu arada ekrana çıkan bir kısımda dediklerinin hiçbir alt yapısı, değeri olmadığını çok iyi bilmelerine rağmen, belkide sırf kendi egolarını tatmin için bir yığın şeyler konuşuyor. Yaptıkları iş bazılarının kafasını karıştırmaktan öte gitmiyor.

Ülkeyi doğrudan yönetmeye dönük iki seçim yapılıyor.

1) Genel seçimler

2) Yerel seçimler.

Genel seçimlerde parlementoyu oluşturacak milletvekilleri seçiliyor. Parlementoda gurup kurma, ülke barajı gibi nedenlerden dolayı her oyun hangi parti veya adaya verilirse verilsin çok büyük önemi var.

Yerel seçimler farklı. Burada Büyük Şehir belediye başkanı, ilçe, belde belediye başkanı, muhtar, il genel meclisi gibi birbirinden bağımsız seçimler birarada yapılıyor. Büyük şehir için başka ilçe için başka partinin adayları başkan seçilebiliyor.

Seçilen başkanlardan beklenen ise, ekonomik, sosyal, kültürel açıdan iyi bir yönetim oluşturmasıdır. Bu anlamda bakılırsa seçilenlerin dürüst, geçmişi temiz, yönetim konusunda deneyimli, güvenilir kimseler olması gerekiyor.

Bir şehir için bir başkan seçileceğinden, bu başkanda en çok oyu alan kişi olacağından, yerel seçimlerde her oy değerli değildir.

Şöyle izah edelim: Seçime katılmak isteyen bir çok parti vardır. Ama herkez bilir ki, kazanma şansı iki veya üç adayın olabilir. Başkan seçilecek kadar oy alması mümkün olmayan adaylara verilen oylar, pekala asla başkan olarak görmek istenmeyen birine yarayabilir. Bu bakımdan her seçmen yerel seçimlerde farklı bir strateji izlemeli ve oyunu (eğer gönlünde olan kişinin kazanamayacağını düşünüyorsa) seçilebilirliği fazla olan, kendisinin de kabul edebileceği birine vermelidir. Tabiiki bu işi partilerin seçmene bırakmaması en doğru olandır. Ama maalesef ülkemizdeki partilerin bir kısmı kazanamıyacaklarını bile bile seçmenlerini yanıltmaya çalışmaktadır.

Örnek DSP. İstanbul belediye başkanlığını DSP adayının kazanabileceğini iddia eden çıkar mı Allah aşkına? Peki o partiye kullanılacak oy kime yarıyacaktır? Bu parti kendine bu kadar güveniyordu ise neden genel seçimlere CHP çatısı altında katıldı. Ne değişti bu güne kadar.

İstanbulda DSP, CHP adayının kazanmasını önlemek amacı ile değilse neden başkanlık seçimlerine katılıyor ki?

Şimdi bazılarınızın – aaaaa olurmu öyle şey, özgür irade, demokrasi - gibi şeyler söylediğini duyar gibiyim.

Benim kentimi inandığım adayın yönetmesi mümkün görünmüyorsa, fikir ve ideallerime ikinci derece yakın ama seçilmesi mümkün aday yönetmelidir. Benim düşüncelerime tamamen zıt biri değil.

Bu gerçek ile İstanbul özelinde baktığımızda DSP başkanı sayın Sezerin rahmetli Ecevitten en azından vefa dersi almadığı görülüyor. Rahmetli iyi ki ölmüş de partiyi emanet ettiği kişinin bu yaptığını görmüyor.

Bu hesaplar İstanbuldaki kadar net olmasa da her beldemiz için geçerlidir. Eğer oylarımıza önem veriyorsak onların, fikirlerine hiç katılmadığımız bir parti adayına gitmesini istemiyorsak, çok iyi düşünüp hesaplamalıyız. Seçimlere çok bir zaman kalmadı.

Esen kalın 13/02/2009

Diğer yazılarım için: http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=946713

 
Toplam blog
: 1508
: 1688
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..