- Kategori
- Siyaset
İktidar kurbanı anayasalar

Yıl 1960 ilk ihtilal olmuş ve yeni anayasa hazırlanmaya başlamış ve 1961 yılında halkoyuna sunulmuştu.
Bu anayasa cumhuriyetin en gelişmiş anayasası idi.
TRT, üniversiteler özerkti.
Anayasa mahkemesi ihdas edilmişti.
TBMM, meclis ve senatodan oluşuyordu.
Seçim yasası en küçük oyu dahi değerlendiren “milli bakiye” sistemi idi.
Ve Adalet Partisi Süleyman Demirel’in başkanlığında 1965 yılın yüzde ellinin üzerinde oy alarak iktidara geldi. 450 kişilik mecliste 267 milletvekiline sahip oldu, Senatoda da çoğunluk oldular.
Süleyman Demirel Senato işleri yavaşlatıyor, anayasa mahkemesi ve Danıştay yasaları ve idari tasarrufları engelliyor diye şikayetçi olmaya başladı. Ülkeyi yönetmemesinin suçunu anayasa, anayasa mahkemesi ve Senatonun üzerine attı. Özerk olan TRT hükümetin sesi olmadığı için, özerk üniversiteye rektör çağırmadan polis giremediği için hep şikayet etti.
1968 olayları oldu. 1971 muhtırası ile gelen yönetim anayasayı Demirel’in şikayetleri yönünde değiştirdi, özerklikleri tırpanladı, Anayasa mahkemesinin, Danıştay’ın yetkilerini kıstı.
1973-1975 arası kısa Ecevit iktidarı sonrası Demirel MC hükümeti ile başbakan oldu. Ülkede kan gövdeyi götürmeye başladı, özerklik yoktu, anayasa mahkemesinin yetkileri kısılmıştı , ama Demirel “biz yakalıyoruz mahkemeler bırakıyor” diye yakınmaya başladı, hala senatodan şikayetçi idi.
1980 ihtilali oldu, Demirel’in tüm şikayetleri dikkate alındı sanki, anayasa hükümet, cumhurbaşkanı ve rektörlere büyük yetkiler verdi. Senato kaldırıldı, Anayasa mahkemesinin yetkileri iyice kuşa döndü. DGM’ler ihdas edildi.
1984 ten sonra PKK, Hizbullah belası ile birlikte ekonomik krizler ülkeyi zorlamaya başladı. Herkes seçilmesin diye baraj yüzde ona çıkarıldı. Özal sonrasında koalisyonlar Türkiye’yi yönetti, herkes koalisyondan şikayetçi oldu. Bu arada 1994, 1998, 2001 krizleri yaşandı, krizlerin sebebi koalisyon dendi.
2002 yılında AKP 356 milletvekili ile iktidar oldu, yaptıklarını çoğu özellikle türban konusunda, anayasa mahkemesi ve AİHM’den döndü. Erdoğan anayasa değişiklikleri yaparak “milli irade” nin yalnızca oy olduğunu sanarak tek adam, tek parti yoluna girebileceğini sandı, olmadı.
En son türban düzenlemesi Anayasa mahkemesinden dönünce yine serzenişler, meclisin yetkileri falan gündeme getirildi.
Hatta son olarak Anayasa mahkemesinin yetkilerini kısmak için, senato yeniden gündeme getirilmeye çalışılıyor.
Ben 48 yıldır, yönetemeyen iktidarların yönetiminde yaşayan bir vatandaşım.
Kendinde kusur bulmayan, beceriksizliklerine hep mazeret arayan yönetimlerle yönetildik aslında. Millet oy vererek her şeyi temin etti ama, kentlileşmemiş, demokratik olmayı beceremeyen yönetimler, muhalefete tahammülsüz yönetimler her şeyi karmakarışık ettiler.
Parti içi demokrasi olmadığında , ülkede demokrasiye nasıl tahammül etsin bu arkadaşlar?
Atatürk ve İsmet Paşa’dan sonra Türkiye köylülükten kurtulamamış insanlarla yönetildi, Çoban Sülü, Tonton Malatyalı (takunyalı) Özal, Kasımpaşalı Recep Tayip Erdoğan ülke yönetimini en fazla altüst eden yöneticilerimizdir. Kentli görünümlü Çiller acemilik ve koca kurbanı olurken, Rizeli Mesut Yılmaz ise kentliliği fazla abartıp Laila’dan halkın arasına inememiştir.
Süleyman Demirel, Özal kentli kültürüne alışmışlardı ve hatta Özal kentli bir ANAP, kozmopolit bir ANAP oluşturmuştu, ama köşe dönmeciliğin, iş bitiriciliğin kurbanı oldu bu parti. Oysa ülke ilk ANAP döneminde hızla kentli kültürle tanışıyordu, Turizm atılımları, döviz serbestliği, teknolojik hamleler, oto yollar, uydular ülkeyi hızla çağ ile tanıştırmaya başlamıştı ama, ne yazık ki tüm hamleler yarım kaldı. Türkiye’de tek yöneten ve şikayetçi olmayan Özal’dı ama çevresi, köylülük heveslileri onu yedi. Hiç unutmam kazandığı seçimde Demirel köylüye “onlar ne veriyorsa ben beşbin fazlasını vereceğim “ demişti. Ve hala Türkiye verimsiz ve kazançsız köylü nüfusla baş başa yaşamaktadır. Daha zengin, ama sayıca az köylülerin olduğu bir döneme doğru ilerliyorduk ilk ANAP zamanında.
AKP ile lümpenleşme yine hızlanmaya başladı, kaba, küfürlü politikacılar parti yöneticisi ve bakan oldular. Yargıyı koruması gereken Adalet bakanı “dam üstünde saksağan” diyebildi, bir vekil “cübbeli darbe” diyebildi. Bir ülkenin şerefi adaletidir, ve adalete toz kondurmaması gerekenlerin de yöneticiler olması gerekir. Lümpenleşen kültür, kendinden olmayan herkese saldırır onları yolunda engel olarak görür ve kaldırmak ister.
Yukarıda anlattığım gibi 1960 yılından bu yana yasa ve mahkemelerden şikayet eden yöneticilerin arzusuna göre yapılan anayasa ve yasalara rağmen bu yöneticilerin ülkeyi yönetemediklerini ve gerdiklerini görüyoruz.
O nedenle bir yazımda “bu anlayış yüzde yüz oyla da yönetemez” ( http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=oguzkanbolukbasi&CId=145031) demiştim. Haklı olduğumu gördükçe üzülüyorum.
Düşünebiliyor musunuz, her gün orada burada konuşarak millete akıl veren hükümet başkanı, ki türbanı serbest bırakacağını söyleyerek de iktidar olmuştu, türbanı neredeyse sonsuza kadar yasaklattı. Bu beceriksizliğin tek nedeni, yasalardan, demokrasiden, kurumlardan bihaber olmaktır. Çoğunluğun her şeye kadir olduğunu sanan bir tek adamlık zihniyetidir.
Demokrasi 70 milyonun içine sinmedikçe, bir adama biat edercesine bağlandıkça, başımız dertten kurtulmaz.
Bu ekip Türkiye’yi yönetemez. CHP, MHP ekipleri de yönetemez, bir kez daha söylüyorum, yeni bir ses, yeni bir nefes, ve demokrasiye yürekten inanmış insanlar lazım.
Demokrasi deyip, en aşağı örgütünden, en tepedeki yöneticisine kadar demokrat olmayı beceremeyenler, beceriksizliklerini hep başkasına yüklemişlerdir.
Normal demokrasilerde mahkemeler başkanı bile indirmektedirler.
Bugünün konusu ise meclis başkanının ağzından seslendirilen, yeni anayasa ve senatodur. Kime anayasa yapıyoruz? Yönetemeyen iktidarlar için onlarca kez anayasa değişti ama onlar hala yönetemiyorlar.