- Kategori
- Eğitim
İlk ders

Daha o küçücük karına sığamayıp, içerde debelenip, annemin karnına tekme bile atamazken eğitim başlamıştı benim için. Bu dünyada bir hayat sorumluluğu aldığımdan itibaren okul çocuğu oldum ben.
İlk zamanlarda pek belli etmiyordum kendimi okulda. Saklıyordum. Sonra yavaş yavaş büyüdüm. Büyüdüğümü fark ediyorlardı öğrenciler de. Duyuyordum seslerini anneme beni sorarken. Hepsi ne zaman doğacağımı ve ne zaman onlar gibi ders dinleyeceğimi merak ediyorlardı. Okulda aldığım ilk eğitim, dört yıllık bir aradan sonra, yeniden başlamak üzere sona eriyordu. Dersler biraz ağırdı; ama annemin derslerini dinlemek çok keyif vericiydi.
Doğduktan sonra esas eğitim başladı: aile eğitimi. “Ağaç yaşken eğilir.”deyip eğdiler, büzdüler beni. Bir şekle sokmaya çalıştılar. İlk olarak kendi isimlerini söylememi istediler benden. Biraz naz yaptım önce. “Anne” ya da “baba” diyebilmek benim için kolaydı. Annemin karnındayken dinlediğim o kadar dersten sonra bunlar rahatlıkla söyleyebileceğim iki küçük kelimeydi benim için. İlk “anne!” dediğimde bu kadar sevineceklerini bilseydim o kadar naz yapmazdım açıkçası. Verdikleri eğitimin karşılığını alabilmek onları mutlu ediyormuş. Ben de ilk bunu öğrendim.
Aile eğitimimde en çok üzerinde durulan “saygı ve sevgi”ydi. Daima büyüklerime karşı saygılı olmamı, birinden bir şey aldığımda teşekkür etmemi, yardımsever ve paylaşımcı olmamı ve bunun gibi daha birçok şeyi öğütlediler. Saygılı davrandım,saygı gördüm. Paylaştım, daha fazlasını kazandım. Öğrendim ki alınan eğitim uygulanınca kendini gösteriyormuş.
En son annem karnındayken girdiğim sınıflara, şimdi mavi bir önlükle tek başıma bırakıyorlardı beni hiç tanımadığım insanların arasına. Daha ne yapacağımı bilemezken bir de baktım ki bir sürü arkadaşım, çok anlayışlı bir öğretmenim olmuş. Annemin tahtada yazdığı şeyleri şimdi anlıyordum. Ben de okumayı öğreniyordum. İşte artık buradan sonra aile eğitimi kendini okul eğitimine bırakıyordu yeniden.
Okulda hiç yabancılık çekmemiştim. Çünkü orası benim yuvamdı artık. Hayatımın bir parçasıydı. Bir anda nasıl olduğunun farkına varamadan zaman hızlı hızlı akıp geçti. Durduğu yer hayatın küçük resmi sınavlarından biriydi. Ülkemizin bizi elemek amacıyla çıkardığı bir sınav sistemi. İşte okul eğitimi bundan sonra hep kendini gösterecekti.
Bu ilk resmi sınav benim yeni okulumu, yeni öğretmenlerimi, yeni arkadaşlarımı, yeni çevremi belirledi. Yeni düşünceler edinmemi sağladı. Burada eğitimin bir başka kuralını daha öğrendim: disiplin. Her ne kadar okulumuz çoğu zaman bu konuyu abartsa da iyi bir düzen uygulamaya çalışıyordu. Ama dozunu biraz fazla kaçırıyordu.
Öğrencinin ya da öğretmenin kılık-kıyafetinin bu kadar irdelemek,bir kızın saçını hangi renk tokadan bağlayıp bağlamayacağını belirlemek, saçını örmediği için herkesin önünde saçını çekmek ve azarlamak, bir erkeğin iki tel sakalını tıraş etmediği için dövülmesi… Bunların hepsi yanlıştı.
Öğretmenlerin kravat takmasının, ceket giymesinin zorunluluğu da yanlıştı. Kim demiş boynunda kravatı olmayan öğretmen iyi ders anlatamaz diye? Bırakın lütfen bunları. Bunlar “yönetmelik” adı altında eğitimin esas amacını engelleyen kurallardır. Ayrıca şunu da hatırlatmak isterim ki “Kurallar, çiğnenmek için vardır.”
Tam bu dertlerden kurtulup , “Üniversitede rahat edeceğiz.”diye hayal kurarken eğitim sisteminin bize ikinci bir piyangosu vurdu: Hayata adım atmak için ilk, eğitim için ikinci resmi sınavımızdı. Öylesine yanlış bir sistemdi ki bu bir öğrencinin hayatı senede bir defa şansla, 195 dakikaya sığdırılmaya çalışılıyordu. Elbette ki çalışan yapar. Onlar çalışanı arıyorlardı zaten ama bir defaya mahsus bir 195 dakika. İnsan ne yapabilir ki?
Yine de bütün bunları atlattım. Üniversiteyi kazandım. Çok iyi bir üniversitede yedi senelik tıp eğitimimi tamamladım. Rahatladım derken eğitim sisteminden bir piyango daha! Anlaşılan verdikleri eğitimden emin değiller ki bir sınav daha çıktı karşıma. Eğitimime devam edebilmem için karşıma çıkan bu engeli de aşmam gerekiyor. Bunu da geçtim diyelim karşıma ne çıkacak bilen var mı?
Soruyorum sizlere bu yanlış eğitim sistemi daha ne kadar devam edecek? Daha ne kadar eleyeceksiniz bizi? Kaçımızı? Acaba daha ne kadar geciktirebileceksiniz hayat denilen asıl sınavla yüzleşmemizi? Soruyorum size. Daha ne kadar ?
SENA MİSKİOĞLU