- Kategori
- Haber
İlk kez köpeğin kanını değiştirdiler..

Veterinerler iş başındalar. Bir "ilk'e" imza attılar.
Kuşadası Belediyesinde yaşanan bir ilk ile “kan paraziter” hastalığı olan bir köpeğe, sağlam bir köpekten alınan kan nakledilerek, hasta köpek, ölümden dönmüş oldu. Olay, hayvan severler arasında şaşkınlıkla ve sevinç yarattı.
Hayvan barınakları konusunda ödül sahibi olan belediyenin bu çıkışı ile pek çok hasta köpeğe, böylelikle gün doğmuş oldu.
Köpeği sağlığa kavuşturan belediye veterinerleri Mutlu Yavuz ve Erdinç Toy, kan paraziter hastalığına (babeziosis) yakalanan köpeğe, sağlam köpekten “transfizyon” seti ile alınan kan ve yapılan nakil, böylelikle başarılı olmuş oldu. Başkan Esat Altungün de “mevcut ameliyathanemiz, daha da geliştireceğiz” dedi.
Bilindiği gibi kan ve doku parazitleri; barsak parazitleri ve dış parazitler olarak adlandırılıyor.
Mer’a keneleri, Nisan ayında faaliyete geçer. İçinde bulunduğumuz Ağustos ayında kan parazitelerinden doğan hastalıklar ortaya çıkar.
Bu son paragrafı niye ekledik? Kene’ler, bu işte başrol oynadığını belirterek, dikkatlerinizi çekmek için.
İyi de, TV’lerde seyrettik. Bir vapur dolusu sığır, üç gün üç gece giriş yaptı Türkiye’ye. Rıhtımlar doldu doldu taştı. Acaba bunların arasında keneye sahip olanlar var mıdır diye düşündüm.
Ayrıca bu sığırların kılık kıyafetlerini gördünüz mü? Yolda, dalga yedikleri belliydi. Ayakta sallanıyorlardı. Yurt dışına kaçmak üzereyken, yakalanan insanlarımızın şaşkın, öfkeli, karamsar yüz ifadeleri, bu sığırlarda vardı. Üstelik gözlerinin beyaz akı ortaya çıkık olarak.
Neydi kıllarından oklava gibiuzun uzun, boncuk gibi, sallandıkça şangul şungul eden bir avize gibi ses çıkaran o dizi dizi pislikler?
Etin ucuzlaması için tam da bu zamana denk getirilen bu ithalata bakıp, insanın sorası geliyor: ” Daha önceleri, nerelerdeydiniz? Öyle ya ! Tam da bu evetli - hayırlı günlerimize denk getirilmiş olmadı mı?
Valla benim sıtkım sıyrıldı bunlardan. Bunlar var ya bunlar, her şeyi, insanın gözleri içine baka baka bilhassa yapıyorlar. Dediklerini, diyeceklerini gıdım gıdım uyguluyorlar. Yüzlerindeki o müstehzi gülüşleriyle hem! Ağlamasını iyi biliyor her biri. Yersen, tabi.
Lafın kısası, gözünün akını çıkara çıkara yurda giriş yapan binlerce sığır için, “karantina” odası açılsa ne yazar, açılmasa ne yazar?
Köpeklerin kanında keneli parazitlere rastlanması sonrası olayları belirttikten sonra, aklıma bunlar geldi. Keşke görmeseydim o sığırların yurda girişiklerini.
Bir elimde telefon, veteriner veteriner bilgiler almağa çalıştım. Şöyle diyorlar: “Sığırların öldürücü hastalığı olan bu kan paraziti hastalığında yerli sığırlarımız, kültür ırklarına göre daha dayanıklıdır. Kültür ırkları, şiddetle hastalanır ve ölürler.
Bu hastalık, yerli sığırlarımızda % 2,7 oranında ölüme yol açarken, kültürlerde de bu oran % 80-90 arasıdır! Demek ki, en makbulü, yerlilerimiz olmaktadır bu hesaba göre.
Bilgiler bu yönde. Acaba, siz de düşündünüz mü, bu yurda giren ithal sığırlar, karantinaya alınamaz mıydı? Kan örnekleri yapılamaz mıydı?
Eti, 2,5 lira daha ucuz yiyeceğiz diye koparılan bu gürültüler, tam da “evet’li, hayır’lı” günlerimize denk getirilmesi vacip miydi? Daha önceleri, etleri pahalı yemiyor muyduk zaten?
“Ama, sen de… Atın ölümü, arpadan olsun!” diyenleriniz olacaktır. İnsanlarımız “mefta” olduktan sonra adına “niyazi oldu” diyorlar, biliyorsunuz! Bendeniz, Niyazi olmadan bir tedbir olsun diye, bu vesveseli yazımı yazayım da, geride bir yapıt bırakayım. “ Adam üstelik yazdıydı da” desinler ardımdan.
Bizim memlekette böylesi sonuçlara “ kader” adı takılmıştır. Evet, kader nerede, ben biliyorum. Dört numaralı odada, “şey” ediyo! Hani, şeyimin şeyi lâfı var ya!
Ört ki, ölem!