​ İlkel dünyada cinsellik / Kültürler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '07

 
Kategori
Kültürler
 

İlkel dünyada cinsellik

İlkel dünyada cinsellik
 

Cinselliğin Mitolojisi (Devam)

Yerli halkların çoğu nispeten yakın zamanda yazıyla tanışmış olduğu için cinsellik inanışları ve mitolojileri hakkında elimizde pek fazla yazılı bilgi yoktur. Cinsellik hakkında anlatılanların büyük kısmı önyargılı olmakla birlikte, bu konuda en fazla bilgiyi antropologlar ve misyonerlerden alırız. Batılı bakış açımızın sınırlarını kanıtlamak için bugün bile, sadece diğer kültürlere ve onların âdetlerine ve inanışlarına bakmamız yeterlidir.

Yerli halkın düşünce sistemleri ve geleneklerine bakarken, yakın zamana kadar büyük bir çoğunluk için insan psikolojisinin işleyiş tarzının tamamen bir bilinmez olduğunu da unutmamamız gerekir. Örneğin, birçok Avustralyalı yerli halk arasında, üremede babanın rolü bilinmiyordu ve son zamanlara kadar anlaşılmamıştı. Bir kabilede kadınların insan eti yiyerek gebe kaldıkları varsayılıyordu. Bir kadının yıllarca aylık kanaması olduğunu ama bebek doğurmadığını ayrımsayıncaya kadar, menstrüasyon kesin olarak bebek doğurabilme yeteneğiyle birleştirilmişti. O nedenle, menstrüasyon döneminde kadından gelen kan, çok önemliydi. Dini törenlere katılanlar, daha sonra gözlerinde sihirli bir maddeye dönüşen kırmızı aşı boyasıyla kendilerini boyarlar. Yeni Zelenda’nın yerli halkı insan ruhunun adet kanından meydana geldiğine inanır. Kadının karnında zaman geçtikçe insan formu alan şey aslında bu kandır.

Yakın zamana kadar hem Avustralya’da hem de Yeni Gine’de erkek çocuklar için ikincil insizyon törenleri yapılırdı. Bu törenlerde erkek çocukların penislerinin alt kısımlarına uzunlamasına, neredeyse tümüyle bir yarık açılırdı. Yara kanadığı sürece – aybaşı kanaması devam ettikçe- bu çocuklara kadınlara davranıldığı gibi davranılırdı. Bu, erkeklerin kadınların doğurabilme kapasitelerini ne kadar kıskandıklarını gösteren en belirgin örnektir ve en başından beri, birçok toplumun özelliğidir.

Kabile toplumlarında erkek ve kız çocuklar için, bir yetişkin olarak yaşamın gizemine kabul edilme törenleri ergenlik döneminde yapılırdı. Eski Mısır’da sünnet sürekli uygulanan bir şeydi. Bugün bile genellikle Müslümanlar ve Etiyopya’daki Hıristiyanlar arasında, Güney Afrika’da kabul törenleri sırasında uygulanır. Bu dinsel tören, genç bir erkeğin artık kabile hayatına kabul edildiğine ve evliliği de içeren erişkin sorumluluklarını yüklenebileceğine dair resmî bir işarettir. Acıya dayanıklı olmak erkeklik göstergesi olduğundan bu operasyon herhangi bir anestezik madde kullanılmadan yapılırdı. Kabileye kabul edilmek için gerekli işaretlere sahip olmadan bir erkek henüz çocuk olarak kabul edilirdi. Hiçbir aile onunla drahoma pazarlığı yapmayacağı için de bir eş bulma şansı olamazdı. Avustralya’da kabilenin erkekleri, ruhları betimleyen giysiler giyerek, bir erkek çocuk ergenlik dönemine geldiğinde, onu topluluğa kabul töreni için annesinden almaya gelirlerdi. Erkek çocuk için, annesinin şefkâtli kucağını terk edip onu gerçek anlamda “erkek” yapacak olan ve yaşamın sıkıntılı yüzüyle tanışacağı bu anın psikolojik anlamı çok derin olmalıydı. Artık genç delikanlı, erkek kanı içmek, sünnet ya da ikincil insizyonu içine alan olgunluk törenlerinin yapıldığı erkeklerin kutsanmış dünyasına girmişti. Kabilenin mitolojisinden bazı bölümler, delikanlıya ona atalarından kalan mirası öğretebilmek için canlandırılırdı. En sonunda da, bir erkek olarak kendisi için seçilen gelinle tanışmak üzere tekrar köye getirilirdi.

Kızlar için topluluğa kabul edilme genellikle daha uzun bir süreçti. Genç bir kızın, topluluğa kabul edilmek üzere içinde aylarca kapalı kalacağı özel bir kulübeye konulması, sadece Avustralya ve Polinezya’da değil, Afrikalı kabilelerin yaşadığı bölgelerde de yaygın bir uygulamaydı. Genç kız bu kulübede kaldığı süre içinde yaşlı bir kadın tarafından cinsel konularda eğitilir ve cinsel organı çeşitli maddeler uygulanarak genişletilirdi. Ayrıca, bu önemli devrenin sonunda daha dolgun ortaya çıkabilmek için şişmanlatıcı yiyeceklerle beslenir ve evlilik değerini kanıtlamak üzere süslenirdi. Kadın sünneti de vardır ve Afrika’nın birçok yerinde, bugün bile uygulanmaktadır. Bu işlem klitorisin kesilmesi ve bazen de labia minoranın (küçük dudaklar) bir bölümünün alınmasını içerir. Her ikisinin de amacı genç kızı “temizlemek” ya da “bir kadın” yapmaktır ve aynı zamanda evleneceği erkeğe cinsel anlamda en yüksek tatmini sağlamaktır. Bu gelenek, hem kadını kendi cinselliğinden yoksun bıraktığı, hem de ona gereksiz acı ve eziyet çektirdiği halde bununla birlikte birçoğu tarafından kabul edilirdi. Bu uygulamanın yapıldığı kadınlar için büyük anlam taşıyan geçiş törenlerini durdurmaya yönelik girişimler ise güçlü bir direnişle karşılaştı.

Birçok kültürde kadınların aylık kanamaları tabudur. Kadın bu dönemde kirli ve hatta tehlikeli kabul edildiğinden, özellikle bu amaç için yapılmış bir kulübede tek başına oturmalı ve yemeğini burada yemelidir. Afrika’da birçok yerde, sadece kadın kanamalıyken değil, diğer özel durumlarda da cinsel ilişki kesinlikle yasaklanmıştır. Örneğin, önemli bir yolculuğa çıkmak üzere olan avcıların eşleriyle cinsel ilişkide bulunmalarına izin verilmez. Erkekten de gebelik döneminde eşine sadık kalması beklenir. Gebeliğin son birkaç haftasında, erkeğin anne karnındaki bebeğin bıngıldağına zarar vermesini önlemek için çiftlerin seksten tamamıyla uzak durmaları gerekirdi. Emziren annenin ise zayıf düşmesin diye tekrar gebe kalmaması önerilirdi.

****

Evet, ne durumdayız? Giderek daha heyecanlı olmaya başlıyor mu?

 
Toplam blog
: 22
: 1798
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

1968 yılında Ankara’da doğdum. Klasik Arkeoloji okudum ve Sosyal Antropoloji masteri yaptım. Çevirme..