- Kategori
- Eğitim
İmamlar kötü müdürler?

1924’lü yıllarda ülkemizin din adamı gereksinimini karşılamak amaçlı açılan İmam – Hatip Okulları, daha sonraları politik amaçlarla yerden mantar biter gibi çoğaltıldı. O okulların açılmasına ön ayak olanlar ne yazık ki kendi çocuklarını o okullarda okutmadılar. Onların çocukları özel okullarda, kolejlerde, yurt dışında okudular. Halk çocuklarının neyine idi okumak. Oyalansınlardı imam okullarıyla işte. İmam- Hatipler bizim arka bahçemiz, dediler. Kurşun atan elle tespih çeken el, dediler. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun din görevlisi eğitimini düzenleyen 4. maddesii medreselerin kapatılmasına karşılık, imamlık ve hatiplik gibi dini hizmetlerin görülebilmesi için ayrı okullar açılmasını öngörüyordu. Kanunda öngörülen bu okullar, 1924 yılında İmam Hatip Mektepleri adı altında 29 merkezde açıldı. Okullar, 4 yıllık ortaöğrenim seviyesinde idi. Bu okulların müdürleri, daha çok deneyimli eğitimcilerdi ve amaçları Cumhuriyet'e bağlı, aydın din adamları yetiştirmekti. Ders saatlerinin çoğu bilim ve yabancı dil dersleriydi. İmam Hatip Mektepleri 1930’da öğrenci azlığı nedeniyle kapatılmışlardı.
Birinci devresi dört yıl, ikinci devresi üç yıl olan İmam Hatip Okulları 1951-1952 döneminde 7 ilde açıldı. 1970-1971 döneminde sayıları 72’ye çıktı. 1973 yılında İmam Hatip Lisesi adı verilen bu okulların sayısı 101’e çıktı. 1976 yılında Danıştay kararı ile kız öğrenci alınmaya başlandı. 1975-1978 yılları arasında MSP’nin ortak olduğu hükümetler döneminde 230 yeni İHL açıldı. 12 Eylül yönetimi tarafından Temel Eğitim Kanunu 32. Maddede yapılan değişiklikle İHL mezunlarının üniversitelerin tüm bölümlerine girebilmelerine olanak sağlandı. 1985’ten itibaren de Anadolu İmam Hatip Liseleri açılmaya başlandı. Bu okullar devlet olanaklarıyla ayrıcalıklı biçimde desteklenmeye başlandı. 16 Ağustos 1997’de çıkarılan 4306 sayılı “ Sekiz Yıllık Kesintisiz Öğretim Yasası” İHL’nin ortaokul kısmının kapatılmasına yol açtı. Katsayı sistemi ile bu okullar öteki meslek liseleriyle aynı kategoriye konulmuş oldular. İHL mezunları ile bu okulların mezunlarına sağlanabilecek iş olanakları sayısı arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır. Bu okulların sayısının azaltılması çözümün bir parçası olabilecekken, özellikle yönetici kadrolar bu okulların mezunlarıyla doldurulmaya çalışılmıştır. Eğitim müdürlerinin, sağlık müdürlerinin bile bu okul mezunları arasından seçilmeye çalışıldığı dönemler görülmüştür. Birtakım siyasal oluşumların tarikat ve cemaatlerin arka bahçe olarak görmeleri, bu yönde çaba göstermeleri toplumsal barışımız için tehlike arzetmektedir. Bu okulların toplumsal bir gereksinime cevap verdiğine ve gerekliliğine inanan bir eğitimci olarak bu tür bilgiler içeren bir konuşmama karşılık; “ Ne olmuş yani imamlar çok mu kötüdürler ? “ diye bir soru ile karşılaşmıştım. O toplantıda verdiğim yanıt; “ Hayır , imamlar kötüdür diyemem. Çok sevdiğim, değer verdiğim imam arkadaşlarım var. Ancak takdir edersiniz ki her insan eğitimini aldığı, kendisini en iyi biçimde yetiştirmeye çalıştığı mesleklerde başarılı olabilirler. Beni herhangi bir camiye imam olarak atasalardı başarılı olamazdım. İmamlar da sağlık müdürü, eğitim müdürü vb. olarak başarılı olamazlar. Unutmayalım ki bu ülkenin kalkınıp gelişmesinde hepimizin çıkarı vardır. Sonuçta hepimiz aynı geminin içindeyiz.” , olmuştu.