- Kategori
- Dostluk
İnat...

hayat, askerlerini pusu noktalarına yerleştirdiğinde
o uzakta görüneceği saate kadar
neşesini bozmadı, hayat....
nasılsa başka bir yol yoktu ki,
gökyüzü dışında.
devam ederken yola, törpülenmiş oklarını hazırladı hayat
rüzgar önünü kesemedi,
her yaydan çıkan okların;
yaşadığı, büyüttüğü,
fikirleri, cesarati, sevinçleri,
hüzünleri,
keyiflerini nişanladığından, peşpeşe geldiler
oklar.
masumiyeti ıskaladı hayat
ıskalamayı da severdi hani
kötü, ne tam kötü, iyi zaten özürlü
bir hayat doktrininin sallapati yalanlarını perde yapıp sesini gizlemedi.
gelen her okun sesi farklıydı.
rüzgar önlerini kesemedi, kasırgaydı
hayat...
okları tek tek çıkardı teninden , o.
bilirdi, öldürmeyen güçlendirirdi onu
daha güçlüyüm haykırışlarını duymuş olmalıydı hayat,
devler ülkesinden üflediği kasırgasına taktı önüne, onu
tırnaklarıyla tutundu toprağa, sıyrıldı eti.
ağaç aradı gözleri, yoktu..
yere saplı bıçak aradı ruhu; uzaktı.
duvarlara sürükledi kasırga tüm gücüyle, onu
kaygan yosunların çürüttüğü karanlık binaların duvarlarına elleriyle değdi.
hayat, kasırgasının arkasındaydı,
en güçlü nefesiyle yeniden canına üfledi...durdu.
döndü hayatın yüzüne
kırıştırdı tenini kasırga
acıttı kanayan tırnak yataklarını... durdu.
inat bu ya, bağırmadan, usulca sordu, hayata; başka? bu kadar mısın?
tüm insanların korktuğu, bu kadar mısın?
şimşekler, kasırganın içinden alaysı gülümsemeyle; merhabaaa...dediler.
sıkılmış halleriyle görsel bir sölendi tüm tenini yakarken, haykırdı: bu kadar mısınız?
hâlâ hayatın içinde olduğuma göre, demek ki o kadarmış"lar" dedi...
kasırga kesilirken, akıp giden,
yere hiç düşmeyen,
yaşama inat,
onlara inat,
tutunduğu hayatıydı...
Pirmete ağabeye saygılarımla...