İnsan olmanın onuru / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İnsan olmanın onuru

İnsan olmanın onuru
 

İnsanın gerçekten yapması gereken şey; toplumu aykırı düşüncelerle-hurafelerle boğanlarla mücadele etmek, şahsi nüfuz sağlamak için uğraş veren kişi ya da zümrelerle insanlığın bekası için uğraşmaktır.


İnsan, mükemmel bir yapıdır; fıtratı gereği, özellikle vicdanının sesini duyarak hareket eder.

Bu nitelik onun özüdür. O nedenle burada “vicdan” kelimesini kullandım.

Doğruyu yakalamaya çalışır. Ancak, arayışları sırasında bazen farkına varmadan hatalara sebebiyet verebilir.

Detaylandırmak gerekirse, özündeki ilmi ve kudret vasfını potansiyel olarak ortaya koyabilen “beyin-kalp” gibi çok kıymetli iki muhteşem organa sahip, şerefli (mükerrem) bir varlıktır diyebiliriz.

Gerçekleşmesini istediği şey için aşırı bir çaba gösterir. İnsanın kemale ulaşmasında en önemli engeli ise benliği, ‘ego’ sudur.

Gerçeği insanlarla paylaşma dürtüsü, bu özelliği sayesinde yok olur gider.

Buna rağmen, bu yapay/olumsuz vasfını ekarte ederek orijinine, özüne kavuşabilir.

Mutlak yaratıcı,elçisine ‘sen beni göremezsin’ derken bu gerçeğe işaret etmiş ve hakikatin onda açığa çıkmasını dilemiştir.

İnsanın kendini bulma yolunda yüce bir ideali vardır. Ne var ki, teoride gerçeği özünde bulmakla beraber, onu kuvveden fiile kemaliyle çıkaramaz.

Bu pasifize durum mutlaka dikkate alınmalı, nedenleri niçinleri  sorgulanmalıdır!

Unutulmamalı ki mümin, mümine; takvayla, ilimle ve  yaşamla yönlenmek durumundadır. İnsan olabilmek için Kur’an/Bilgi kitabı muhteşem bir rehberdir. Ancak, onu anlamak için sadece Arap olmak, Arapça bilmek yeterli değildir.

Bugün, Arapların büyük bir çoğunluğu Bilgi kitabını algılayamamakta, sadece tefsir yanıyla yetinmektedir. Zahirde kaldıkları için bir noktaya kilitlendiklerini görüyoruz.

Onları küçümsemek anlamında bu sözleri sarf etmedim.

Maalesef öğrenmiyorlar veya öğrenmek istemiyorlar.

Öyle düşünüyorum. İşin bir yönü de budur.

İnsanın gerçekten yapması gereken şey; toplumu aykırı düşüncelerle-hurafelerle boğanlarla mücadele etmek, şahsi nüfuz sağlamak için uğraş veren kişi ya da zümrelerle insanlığın bekası için uğraşmaktır.

Bu felsefeyi benimseyenler, işte bu zorlukların üstesinden gelebiliyor. Yaptıkları iş, topluluğa sistemi ve var edicisini bağlantıları ile anlatmaları oluyor.

O nedenle, algılayabilenin ilk düşüncesi tanrının olmadığı şeklinde gelişiyor.

Bu gelişmeler istikametinde işin rüyete ve sadece harikulade/olağanüstü şeylere vardırılması amaçlanıyorsa, bu tür düşünce-eylem yanlış olur kanaatindeyim.

İstidadı (mizacı) olan  ve âlemlerin hayal olduğunu idrak edebilen, niteliği yani  kabiliyeti ile var oluş nedenini bulmaya müsait olan insan, bakış açısını mutlak surette içselliğe doğru yönlendirir.

Bu aşama, ona "kendi"si olmaya davetiye çıkarır.

Daha açıkçası, benliği aradan çekilir ‘gerçek’ zahir olur.

Artık dünyevî tutkuları yanı sıra uhrevi arzulara da itibar etmez, makam, mevki ile ilgilenmeye kalkmaz, baş olma lider olma gibi vasıfları istemez, bunlarla ilgilenmez.

İlginç olan şey, Cin denilen yapıların vahdet-kader algısına sahip olamamalarıdır.

Bu itibarla, insan cinnin üstündedir.

İnsan, kendisini aşabildiği  ölçüde özüne ulaşır. Bunları uygulamayan Hak’tan perdelenir. Esfeli safiline iner ve mahkum olduğu yerde tutukluluk hali ile yaşamına devam eder.

Gelecek endişesi taşır, çünkü tam bir beşer gibi düşünmektedir. Bu husus birimde akıl, irade ve şuurun örtülmüş olması ile tanımlanabilir.

Yani bu tanıma, insani düşüncedeki çelişkinin bir boyutudur demek doğru olur.

İnsanı insanlıktan çıkaran en önemli neden "kin ve düşmanlık" tır.

Şayet birey nefsine/öz benliğine rağmen yanlışlıklar peşinde koşuyorsa bu hareket ona yakışmaz.

Bütün uyarılara rağmen kimilerinin gerçeği görmemekte ısrar etmesi, özetle bir ideale bağlı kalamaması, çok önemli ciddi tespitleri kaçırmasına neden teşkil eder.

Hareketlenmeye sevk eden mesajları fark edemez ve böylece vicdanını kandırmaya çalışır. Rakip olarak gördüğü mahal, kesinlikle onun Allah’tan perdelenmesine vesiledir.

Evet, bugün sohbet ortamlarında toplumun büyük çoğunluğuna ve bilhassa İslâm’ın değerlerine özen göstermeyip kin ve düşmanlık kusanların -olaylara vakıf da olsalar, bilgili de olsalar- hep aynı konumda kaldıkları görülüyor.

İşin doğrusu, bu tipler fark edildiklerinin farkına dahi varamıyorlar.

Ahmed F. Yüksel

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..