- Kategori
- İnançlar
İnsanın benliğini keşfetmesi üzerine (Bölüm 3)

İnsan gözü de; cismani göz, akıl gözü ve kalp gözü, olmak üzere üçe ayrılır.
İnsan olmanın üstün özellikleri ve insanın kendini keşfetmesi
İnsan Benliğini Keşfetme Yolculuğu 3
İKİNCİ BÖLÜMÜN DEVAMI
İnsanlar motivasyonlarını, fizikî âlemde, insanlar arası münasebetlerde veya fikir dünyalarından birinde gerçekleştirmeye yetenekli olarak yaratılmışlardır.
İNSANIN YAŞAMINDAKİ GÜZELLİKLER VE ÇİRKİNLİKLERİN ARDINDAKİ ÜÇLEMLER
Yeryüzü mirasçılarının temel gelişme motifi de üçlü sacayağı üzerine oturtulmuştur.
Medrese - tekke ve kışla üçlüsü tarihler boyunca insani eğitimin önemli kapıları olarak karışımıza çıkarlar. Medrese, zihnî potansiyelin, tekke hissî potansiyelin kışla fizikî potansiyelin ve disiplinin geliştiği, dengelendiği ve faydalı hâle getirildiği sosyal kurumlardır.
Sağlıklı kalkınmada da üç ana sermaye çeşidine ihtiyaç vardır. Bunlar; Zihnî potansiyelden kaynaklanan entelektüel sermaye (bilgi), hissî potansiyelden kaynaklanan sosyal sermaye (insanî münasebetler) ve fizikî potansiyelden kaynaklanan fizikî sermaye (para, gayri menkul, alt yapı ve donanım) dir.
Bu üç sermaye sağlıklı şekilde bir araya getirilir ve düzenli bir sistematiğe oturtulursa, daima başarılı iş ve projelere imza atılabilir.
Bu sermaye çeşitlerinin her birinin birbiri ile ahengi ve yaratanın izni olduğu sürece her şeyi insanoğlunun yapabilmesi olanaklıdır.
Entelektüel sermayeyi tabii olarak zenginleştiren zihin merkezli fertler iken, sosyal sermayeyi güçlendiren his merkezli fertler, fizikî sermayeyi güçlendiren de fizik merkezli kişilerdir.
Bu açıdan, iş ve vazifelerin paylaşılmasında, insanların yaratılışlarından getirdikleri potansiyelleri dikkate almak önemlidir.
Uygun işler yapmayanlar, meslekte çırak veya usta olabilirler, ama asla sanatkâr olamazlar.
Bir başka deyişle başarı elde edilebilir, ancak yüksek performans nadiren sergilenir. Kendi bedeni ve akli yapılarına uygun işlerde çalışanlar, sanatkâr olabilme ve yüksek performans gösterme şansına sahiptirler.
Bu açıdan yüksek performans gösteren fertlerin yetiştirilmesi isteniyorsa, insanlar uygun işlerde istihdam edilmelidir.
Tasavvufi düşünürler, ilim de, İlme'l-Yakin, Ayne'l-Yakin ve Hakka'l-Yakin şeklinde üç mertebeden söz ederler..
İnsanlar olayları algılarken, dikkat ve enerjilerini yönlendirirken, farkında olmadan bu üç boyuttan birine ağırlıklı olarak dikkatlerini verirler ve enerjilerini oraya akıtırlar.
Yine tasavvufi düşüncede, insan gözü de; cismani göz, akıl gözü ve kalp gözü, olmak üzere üçe ayrılır.
Tüm peygamberler, hayatı insanî boyutta yaşamanın Doğruluk- İyilik- Güzellik, şeklinde tanımlamışlardır.
Doğruluk- İyilik- Güzellik karşıtında ise Yanlış- Kötü- Çirkin üçlüsü yer alır.
Yaşadığımız âlemde de gerçek ve doğrular da başlangıçta Zihnî, Hissî ve Fizikî olmak üzere üçe ayrılır.
Paralel şekilde, her hadisenin de bilgi (kavram ve hâdise boyutu), his (aşk ve şevk boyutu) ve fizik (nesnel, pratik, aksiyon ve temsil boyutu) olmak üzere üç yönü vardır.
Bu açıdan insanlar olayları algılama, dikkat ve enerjilerini yönlendirme noktasından üçe ayrılırlar: Hadiselerin zihin boyutunu, his boyutunu ve fizik boyutunu algılayanlar.
İnsanların hak ve hakikati, nefis, akıl ve kalp yoluyla araştırdığı da bilinen bir gerçektir.
Kur'ân -ı Kerim'de, İsra süresinde 84. ayette ifade edilen; "her insan kendi şâkilesi (mizacı, karakteri) üzerinde hareket eder" buyurmaktadır.
Tüm tasavvufi, sufi ve mistik alem düşünürlerinin Benlik-Nefis-Ruh ilişkilerinde vardıkları son hedef “Kamil İnsan” üzerinedir.
Kimi düşünür ve filozofların üzerinde durdukları üzere, kâinatın ve insanın hamurunda var olan iyilik, güzellik ve doğruluklar insanın imtihan edilmesi için nefis tarafından perdelenmiştir.
İnsanın nefis-akıl-kalp üçgeninde devam eden sınavlarında nefis, kötülüğün, olumsuzluğun merkezi ve şeytanın kullanabileceği bir sonsuzluk ve sınırsızlık alanıdır.
Şeytanî özellikler nefis üzerinden, melek-î, insanî özellikler ise kalp ve vicdan üzerinden insana hâkim olur.
Akıl ise iyilikle kötülükleri, doğru ile yanlışı ayırt etmede kullanılan, faydalı veya zararlı olabilen bir âlettir. Dolayısıyla akıl âleti nefise de kalbe de hizmet edebilir.
KURAN’DA NEFSİN YEDİ MERTEBESİNDEN BAHSEDİLİR.
Nefs-i emmare, levvame, mülhime, cismanî merkezli hayatta hâkim olan nefis çeşitleri iken, nefs-i mutmainne, zekiyye, raziyye, safiyye ise ruh merkezli hayatta hâkim olan nefis çeşitleridir.
Ancak bazı İslâm âlimleri insan nefsini, üçlü temel üzerinde gruplamışlardır.
Kâmil insan olma süreci, ruhî insanın ön plâna çıkması ile bir başka deyişle nefsin ve benliğin kötüden uzaklaşması ve kötülüklerden arındırılması ile mümkündür.
İslam'da ruhun kemale ermesini engelleyen nefsin terbiyesi ve temizlenmesi vardır. İnsanın erdemi kâmil olma yolculuğu, nefse hizmet eden aklı, nefsin kumandasından çıkarmaya, nefsi istekleri meşru daire ile sınırlandırıp, aklı kalbin kumandasına vermeye bağlıdır.
Az konuş, az ye, az uyu nasihatleri de, bu bağlamda üzerinde kayda değer dikkati gerektiren tanımlamalardandır.
Şeytan, nefsin isteklerini kullanarak insan kalbine fısıldar ve ona fesatlık eker. Ruh nefsin isteklerine yenilir ise, akıl da buna bağlı olarak kesinlikle yenilgiyi kabullenecektir.
İnsan, nefsini ıslah ettiğinde kalp ve nefis arasındaki zıtlaşma da sona erecek ve kalp ilhamlara açık hâle gelecektir.
Ruhun bir başka alt kolu olan vicdan da, ruhun sözcüsü olup, nefse doğruyu, güzeli hakikati sürekli bildirir.
İslâm'da nefis öldürülemez ancak ıslah edilip, ruhun inkişafına mâni olmayacak seviyede arındırılır. Bu bağlamda nefsin ölmesi demek, biyolojik sistemin çökmesi ve ruhun ahret âlemine göç etmesi manasına gelir.
Vicdan, ruhun bir alt bölümü olarak, insana iyiyi ve doğruyu hatırlatan bir merkezdir.
İnsanda ruhun sözcülüğünü vicdan yaparken nefsin sözcülüğünü insî ve cinnî şeytanlar yapar.
Kişi, dikkat ve enerjisini ön beyniyle kontrol edip şuurlu şekilde yönlendirmek isterse kendi kendinde gözlem yapması ve kendi üzerinde çalışması gerekmektedir.
Normalde hayatını arka beynin kontrolünde otomatik pilotla sürdürmeye yatkın olarak yaratılmış insanın asıl vazifesi, şuurlu davranışlarla yönlendirilen bir hayat sürmek ve tehlikenin tuzağına düşmemektir.
Bilgeler ve filozofların sözlerinin çoğunda geçen tanımlama genellikle hep aynıdır. "KENDİNİ BİL"
Çünkü bu ifadeden hareketle, "Kendini bilen Rabbini bilir, kendini unutan Rabbini de unutur" sözünü söyleyebiliriz.
Türkiye’ye Sevgilerimle.
Muhammed RAHMANİ
15.02.2011 Illinois – ABD
TEKSAS - ABD
e-posta: muhammedrahmani@hotmail.com
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=2291978
Kaynaklar:
Mohamed Rahmani, Islam and humanity lecture notes 1993
Mohamed Rahmani, Quran, Quran in the written facts 1994
Mohamed Rahmani, Islam and Sharia 1997
Mohamed Rahmani, beautıes of human lıfe and beyond ugly trilogy 1998
Mohamed Rahmani, Rumi's life and philosophy of Mevla'na Celaleddini 1999
Mohamed Rahmani, Mistizm and Religious Doctrine 2000