Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İnsanın farkı

İnsanın farkı
 

İnsanların toplum içinde başarısız olmalarının en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz, yaşadıkları duyguları, zeminin müsait olup olmadığına aldırış etmeksizin ortaya koymalarıdır.


Evrim teorisi, insanla maymunun aynı türden geldiğini ileri sürüyor.
Ancak 'İnsan' sözcüğü, bir anlamda, maymundan ayrılan özellikleri vurgular.
Ayrıcalıkları  neler olabilir!
'' Büyük kafatası, dik alın, çıkıntılı burun, on iki çift kaburga kemiği,
Diş kemerleri, tam kapanabilen üst ve alt kesici dişler, pek uzun olmayan köpek dişleri, belirgin çift tümsekli küçük azılar, geç çıkan ya da hiç çıkmayan üçüncü büyük azı, hazır ol duruşunda uyluğun ortasına ulaşabilen kısa kollar, çukur tabanlı ayak, elde başparmağı, öteki parmaklarla karşılaştırma yetisi, kısa ayak parmakları...''
gibi
Geçirdiği aşamalar incelendiğinde ise,
Onun “ Homo erectus (dik yürüyen), Homo faber (alet yapan), Homo lingua (konuşan, dili olan), Homo symbolicus (soyutlayabilen), Homo Curiosus (araştıran) ve nihayet bir Homo Sapiens (akıl sahibi) “ olduğu ve bu özelliklerin, hiçbir primatta bulunmadığı görülüyor.

Listenin uzaması  mümkün, özetle  insanın hayvandan farklı bir yapı taşıdığını söylemek gerekir.
Sadece bu kadar değil tabiki...

İnsan düşünebilen, tefekkür yeteneği olan, olaylara ferasetle bakmasını bilen, araştıran, neden- niçin gibi soruların karşılığını bulan bir varlıktır. Onu farklı kılan niteliklerinden  biri de hazımlı olabilmesidir..
Kabul edelim ki, biçimsel aksaklıkların altında da hep “hazımsızlık“ yatıyor.

Allah rahmet etsin yaklaşık kırk yıl evvel, çok az tanıma fırsatını bulduğum,  Erzincanlı olan ve “Dede Paşa“ lakabı ile anılan, yaşlı, muhterem bir zat  vardı. Tam bir gönül adamı olduğunu her halinden belli eder , örneğin kendinden yaşça küçük insanlara oldukça müşfik davranır, onlara gerekli saygıyı göstermeyi ihmal etmez, her halükârda yardımcı olur veya yardım edilmesini tavsiye ederdi. Kısaca, kendisine yapılması gerekeni önce o yerine getirir ve bunu bir görev sayardı. Arada bir hiciv dolu sözler ederdi; etrafındakiler de bu sözlerden paylarına düşeni alır, kendilerine çeki düzen verir ve ona müteşekkir kalırlardı.
Bir gün benim bulunmadığım bir dost meclisinde yemekten sonra “Allah hazmını versin“ demiş, davetliler bu kelâmı önceleri yemeğin hazmedilmesi hususunda bir temenni sanmış, ancak daha sonra onun bu sözlerinden “mantıksal savurganlık yapılmaması, her yerde akıl yürütülmemesi, bilmezliğe bürünmenin daha faydalı olacağı, bireyin ulaşacağı sonuçları önceden hesap edebilmek için belirli ve kesin bir tavır alması ve bu nedenle de mutlaka hazımlı olunması gerektiği" gibi bir mana çıkartmışlardı. Kastetmek istediği de zaten buydu. Bu tür konuşmaları yaratıcı taraflarından biriydi.
O gün bugün bu söz aklımdan hiç çıkmadı.
İnsanların toplum içinde başarısız olmalarının en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz, yaşadıkları duyguları, zeminin müsait olup olmadığına aldırış etmeksizin ortaya koymalarıdır.
Buna, halk deyimiyle “Patavatsız konuşma“ denmektedir. Her an bir kargaşaya sebep olacak, gönülleri yıkıma uğratan  aynı zamanda kişinin kendi bünyesinde kimlik zedelenmesine yol açabilecek, anormalliği yaşatacak söz konusu hareketin frenlenmesi yerinde bir davranış olacaktır. Kısaca bireyin kendini her yönde filitrasyona tabi tutması gerekir.
İnsanı insan yapan özelliklerden biri de, ağır başlı olması ve her aklına geleni söylemeyi beceri gibi kabul etmemesidir.

Yersiz ve taşkın hareketler  toplumsal yaşantıda davranış bozukluğu olarak kabul edilir ve beklentiler doğrultusunda olmayan bu fiiller haklı eleştirilere yol açabilir. Hazımsızlık bu aşamada bir suçluluk duygusu yaratır. Aynı zamanda yapanın yanına korkuyu da salar. Çok az kişi, bu durumda yapılan eleştirilere aldırış etmemeyi sürdürebilir.

Dolayısıyla, hazım ve getirisi üzerinde hassasiyetle durulmaya değer bir konu olarak göze çarpıyor.
Hazmın daha geniş ve kapsamlı bir hali Sır adını alır

Diğer yandan, “Sır tutabilme” nin sadece özgüven sahibi kişiler için geçerli olduğu, tüm Nebilerin, Resullerin  ve Evliyanın sır tutabilen insanlardan seçildiği göz önüne alınırsa, bizler için de hazım  denilen şeyin ne kadar büyük bir anlam taşıdığı ortaya çıkmaz mı ?

Görüldüğü gibi bu olgu karşımıza yeni bir soru alanı çıkartıyor...

Hazım..!

"Oku'mak ve hazmedebilmek... İşte bütün mesele bu!..."demiş diyen.

 

Ahmed F. YÜKSEL

 

 

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..