- Kategori
- Felsefe
İnsanın gözleri ayaklarıdır

Güneş her gün yeniden, bir şeylerin değişebileceğine duyduğu inançla ve inatla doğuyor, belki doğuruyor her yeni günü, kim bilir nasıl sancılarla…
Toprak onca bereketiyle yaşlı bir bilge gibi, Budist bir rahip belki, doğanın bütün kelimeleriyle kocaman cümleler kuruyor ve her iklim ya da zaman dilimi muazzam bir tercümeyle küçük bir çocuğu besler gibi tüm dillere çeviriyor toprağın her sözünü…
Ve biz insanlar ‘evrende beliren mikroplar’ kötü evlatlar, her gün, bu her şeye muktedir ışığı biraz daha karartıyoruz, başka bir dünyanın başka bir hayatın olduğunu düşünerek; bir sonsuzluğu bir doyumsuzluğu bir dibi olmayan boşluğu düşünerek ya da düşünmeyerek düşünemeyerek…
Bir cigara sarımı morsuz ve lacivertsiz uçuşlar tercih ediliyor artık ya da naylon bir torbaya sıkıştırılmış domatesler menemene bulanmış menem hayatlar hepsi hepsi dört duvar hepsi hepsi ruhsuz bir politikacı gölgesi.
İnsanın gözleri ayaklarıdır, dört duvarın arasında gezinen bir ayak sana ne gösterebilir duvarın soğuk aristokrat kimsesizliğinden başka, oysa serseri, yalın ayak, bir ayak tüm dünyayı dolaşarak ömür ikindisi bir bilgelik kazandırır sana gözlerin ayak parmaklarının uçlarındadır, bilincinse baktığın her yerde.
Nefsinden önce gözünü doyurmalı insan; göz aşina olmalı sana dair olan her şeye ve aslında gerçekten her şey biraz sana dairdir, süslü bir mezardan başka, dört duvarla süslenmiş bir hücreden, sana senin sesini yabancılaştırarak cümle kurmanı sağlayan dört duvar, dört kent, dört ağızdan başka.
Beklide her şey insanın uzantısıdır gerçekten Mcluhan doğru söylemiş ya da artık her şey insanın artığıdır Mcluhan neredesin ?