- Kategori
- Felsefe
Yalan

Çocukluğumuzda başlar "yalan" söylemenin zararları konusunda masallar. Bizden büyükler yalan söyler, ama bizlere yalan söyletmemeye çalışırlar. Çalışırlar çalışmasına ya, bizler yine "yalan" söyleriz.
Yalanı hep büyükler küçüklere yasaklamışlardır, günah diye yutturmuşlardır. Çünkü, büyüklerin, kendinden küçükler tarafından aldatılması her zaman büyüklerin çıkarlarını zedelemiştir.
Peygamberler yalan söylemişler, ama "ümmet"lerine yalanı yasaklamışlardır. Çünkü, "ümmet"in yalan söylemesi peygamberlerin yoluna set koymaktır. "İnandık" deyip yalan söyleyerek aslında gizliden gizliye kurulmakta olan dinin temellerine bomba koymak, düşman gözüken din düşmanından daha büyük tehlikedir.
Siyasetçiler yalanın en katmerlisini söylerler, ama halkın yalan söylemesini asla istemezler. Özellikle geri kalmış ülkelerde "oy" çeşitli araçlarla satın alınabilmektedir. Bir parti lideri, konuşma yaptığı bölgede oy almak için değişik araçlar verdiyse, bunun karşılığını oy olarak istemek hakkına sahiptir. Hiç değilse kendisi böyle düşünmektedir ve bu nedenle de oy için her hangi bir araç alan seçmen yalan söylememelidir. Madem ki oyunu satmıştır, o halde sandığa gittiğinde oyunu sattığı partiye oy vermek zorundadır. Sandık başında "yalan" söylememek ve "yalan" düşünmemek zorundadır. Çünkü, "yalan" dinen günahtır, insanen "ayıp"tır. Ama, aynı siyasetçi, meydanlarda bangır bangır yalan söylemektedir, halkı aldatmaktadır.
ABD, kendinden ekonomik ve teknolojik olarak zayıf, ama, kendinden kültür bakımından binlerce sene daha kültürlü Irak'ı işgâl ettiğinde nedeni "Saddam'ın yalan söylediği" idi. Irak'ın yalanı ABD'yi rahatsız etmişti. Çünkü ABD güçlüydü ve Irak'ın yalanı ABD'nin bütün çıkarlarına ters düşüyordu. Ama, ABD'nin bütün yalanları küçük devletlerce ses çıkarılmadan kabulleniliyordu. Güçlü olanın yalan söylemesi sanki hakkıydı. Ona günah da yoktu, ayıp da!
Ne var ki, işgâlden sonra anladık ABD'nin "Irak'ın yalanı" dediği şey, ABD'nin yalanıymış.
Patronların da yalan söylemesi gayet sevaptır. Aldıkları ya da ürettikleri bir malı büyük kârlarla satıp sonra da "vallahi zararına satıyoruz" diye yeminli yalan söylemeleri onlar için sıradan bir davranıştır. Ödemeleri gereken vergileri yarısından bile az gösterip devlete yalan söylemeleri de yalan sayılmamaktadır. Çalışanlara yapılacak ücret artışlarında türlü yalanlarla en düşük zammı yapmak da yalan değildir. Ama, yanında çalışan her hangi bir elemanın en ufak yalanında ya azarlanması ya da işten kovulması ve ardından "yalan"ın ne büyük bir günah ve ayıp olduğu türündeki söylemleri, işverenlerin güçlü olmasından kaynaklanmaktadır.
Ekonomi yönetilirken de aynı yalanlar ortaya atılmaktadır."Enflasyon düştü" türündeki yalanlarla halkı oyalayanlar ve yaptıkları rakkam yalanlarıyla enflasyonu düşük çıkaranlar, büyük bankaların kredi faizlerinin yılda % 90'a vardığını, gecikmiş fatura bedellerinin yılda % 60'larla tahsil edildiğini, kiraların yıllık artışının % 25'lerden az olmadığını bilmektedirler. Ama, yine de halkın gözünün içine baka baka yalanlarını söylemektedirler. Çünkü, bankalara ve diğer büyük şirketlere güçleri yetmemektedir. Büyük şirketlerin halka ve devlete yalan söylemesi günah değildir. Ayıp, hiç değildir!
Evde erkek yalan söyler, eşini aldatır ve gururla dolaşır. Ama, kadın aldatsa ve yalan söylese büyük bir olasılıkla sonu ölümdür. Çünkü, erkek egemendir, güçlüdür. Erkeğin yalan söylemeye hakkı var, ama kadının yok.
O halde, "yalan" dediğimiz şeyi hepimiz söylüyoruz. Ancak, yalanda bir hiyerarşi söz konusudur. Yalan, bu hiyerarşide, aşağıdan yukarıya karşı söylenmekte, yukarıdan aşağıya doğru ise "günah" ve "ayıp" olarak nitelendirilerek, söylenmemesi istenmektedir.
Oysa, bütün dünya "yalan"lar üzerinde yönetilip gitmektedir. Çünkü, hiç bir şeyin "doğru"su henüz tespit edilemedi.