​ İntihar: Bir milletin kendi kendine tek tek ölümü... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '12

 
Kategori
Güncel
 

İntihar: Bir milletin kendi kendine tek tek ölümü...

İlkokula 1963 yılında başladım. 1965 yılında ikinci sınıftaydım. Kendi köyümüzde okul yoktu. Kar,kış,çığ,yağmur, çamur, kıyamette biz küçücük bebeler komşu köyün okuluna giderdik. Şimdiki duruma baktığımda, büyüklerimizin çok cesur olduklarına hükmediyorum. Ben çocuğumu göndermezdim, diye düşünüyorum. Büyüklerimiz okumaya çok meraklıydılar. Okuma yazmayı, özellikle erkeklerde bilmeyen yoktu. Bilen, bilmeyenlere öğretmişti. Komşu köyün okulunun yapımına da madden ve bedenen de çalışarak ortak olmuşlar. Hepsine minnet borçluyum. En çok da, Türkiye'yi o yıllarda baştan başa  şantiyeye çevirenlere, Cumhuriyet kahramanlarına borçluyuz... Cumhuriyet olmasaydı, Atatürk; bir Başöğretmen gibi eğitimi en baş uğraşı yapmasaydı, uçsuz bucaksız köylere okul yapılmazdı. Biz gariban, yoksul köy çocukları dünyadan habersiz kalmaya devam ederdik.

Soğuk karlı bir kış gününde eve yaklaştığımda, musalla  taşı niyetine kapıya konan  üzeri yeşil örtülü bir masa ve masanın üzerinde beyaz kefen içinde küçük, cansız duran bir bebek gördüm. Korktum... Çok üşümüştüm... Çok da acıkmıştım... Korktuğum gerçekti, hızla daldığım evde, evin odasındaki beşiğin içinde kardeşim yoktu. Gözyaşlarım soğuk suratımda sıcak sıcak akmaya başladı, gözyaşı değil de akan, küçük bir ırmaktı sanki... Kardeşimin cansız bedeninin başında hoca ve az sayıdaki her yaştan köylülerimiz vardı. Sabah canlı olan kardeşim, şimdi en son cennetlik bembeyaz giysisi içinde cansızca duruyordu. Babam, işleri gereği ilçemiz olan Refahiye'deydi. İki atlı gençle babama çoktan haber salınmıştı. Babamı bekliyorlardı. Kenara çekildim... Çocukça bir teselli buldum kendime: "Babam gelecek ve kardeşim de canlanacak!.." Olmayacak şeydi, ama o ıssız bucaksız dağ yamaçlarında biz köy çocuklarının, Allah'tan sonra en çok güvendiğimiz, kendilerinden mucizeler beklediğimiz insanlar, babalarımızdı...

Her yeri kaplayan yol iz bırakmayan kardan, bizleri, babalarımız kurtarıırdı. O uzak ilçeden eve lazım olanları getirenler de onlardı. Dört nala giden kocaman atların üzerinde heybetlice duran, dağları aşan, zorlukların altından kalkan da onlardı...

Ölümün soğuk yüzünü daha çocukken, kardeşimin kaybından yaşadım. Acıydı ölüm... Her insanın hayatında yaşadığı ilk ölüm acısı vardır. Keşke olmasa!..

Yıllar sonra Şanlıurfa'nın bir köyüne atandığımda, ilk olarak köy mezarlığını ziyaret etmiştim. Topu topu on beş hanelik bir köydü, on üç tane bebek mezarı saymıştım. Son iki üç yılda öldükleri belliydi, topraklarından.

Ve intiharlar!... En acıklı yitimlerdir... Ölüp giden kadar, ondan geride kalanlara verilen büyük acıları vardır... En son bir tiyatro sanatçımız canına kıydı. Gencecik otuz altı yaşındaymış. Bir tiyatrocu nasıl olur da canına kıyar?!.. Tevfik Gelenbe Tiyatrosu'nda kursa devam etmiştim, kısa bir müddet. O ne güzel oyuncu idi. Tiyayro, tiyatroculuk yaşama sevincinin, hayatı oyunlaştırmanın mesleği değil miydi?.. Bir tiyatrocu da canına kıyarsa, ötekiler ne yapsın!.. Her intihar, bende büyük acılar bırakır. Hayat hikayeleri ilginçtir. Haberlerinin çıktılarını alır, dosyalarım. İntihar edenlerin tamamının iyi insanlar olduğu kanaati var bende. İyi olsun, kötü olsun herkes yaşamalı; iyiye yönelerek...

Bir milletin kendi kendine ve tek tek ölümüdür özkıyımlar... Neredeyse hergün bir intihar haberi... İnsanlık bunalımda doğrudur,ama cana kıymak asla olmamalı... Bunun yerine yaşama, yaşatma, yaşama sevinci, rızkı, sevgiyi paylaşma olmalıdır.

İnsanlar çocukken mutlu olmalı, hayatla savaşın ne olduğunu öğrenmelidirler. Her çocuk; çikolataya, oyuna, oyuncağa, giysiye, meyveye, gezip tozmaya, sevgiye doymalıdır. Yalnızca kendi çocuğumuzu en iyi şekilde besleme, sevme, mutlu etme; okutup ilerletme bencilliğinden vazgeçmeliyiz. Öz çocuğumuzun yanında bir de, öz çocuğumuz gibi gördüğümüz manevi çocuklarımız olmalı. Onları da kesintisizce; ömrümüzce sevmeli, korumalı, okutup ilerletmeliyiz. Yaşama sevinci tüm toplumu, insanlığı sarıp sarmalamalı...

İlk önce aşımızı paylaşmasını bilmeliyiz. Varsın maaşlaımıza yıllarca zam yapılmasın; ama buna karşılık işsizler işe alınsınlar... Her aile; evine gerekenleri alabilmeli. Kimse borç harç yüzünden hayatından bezmemeli. Devlet de vatandaşın mal ve can güvenliğini korumalı, vatandaşın hata yapmasını engellemeli. Para kazanma hırsı içinde olan, kazanmaktan doymayan tuzakçı para odaklarına karşı vatandaşın lehine önlemler alınmalı.

Hiç intihar etmemesi gereken toplum kesimi öğrtemenlerdir. Ne var ki, atanamayanlar öğretmenlerimiz içinde canına kıyanların sayısı otuzu geçti. Bu meslektaşlarımın da acısı yüreğimin içinde... Öğretmen sendikaları ne yazık ki bu meslektaşlarının durumu için gerekenleri yapmamaktadır. Yapılanlar çok yetersizdir... Göz göre göre işsizler, canlarına kıyanlar oluyor... Maaşlara zam istemeyin, bu genç insanlara görev isteyin; bunu başarın!..

Özellikle kamu çalışanları, yaşama sevincine yüksek mertebede bağlı olamlıdır. Kamuda intihar vakası hiç yaşanmamalı. Kamu çalışanları milleti sevmede, onlara şevkle hizmet etmede öncü rol üstlenmelidir. Çalışmada, çözüm bulmada üşenik olmamalıdır. Kamu; tolumun lokomotifidir, her zaman dinamik ve faal olmalıdır. Her derde merhem olabilmelidirler; içten ve severek... Güleryüzle, umutla, hayata bağlılıkla...

İntiharlar arkalarında büyük acılar bırakmaktadır. Annesi ya da babası intihar etmiş br çocuğa, bu durumu nasıl izah edebiliriz. Ona vereceğimiz güven ve umut ne ve nasıl olabilir?.. Yaşamaya soğuk bakanlara; yaşamanın, hayat savaşı vermenin sıcaklığını, onurunu, hazzını kazandırmalıyız.

Çok kolay, çok fazla, çok hızlı ölmekteyiz millet olarak. Trafik kazaları... Bir yakınını trafik kazasında kaybetmemiş bir tek aile yoktur sanıyorum. Kavgalardan kaynaklanan öldürmeler... İş kazaları ölümleri... Terör... Türkiye'deki terörün arkasında dünya var, Türkiye ise tek!.. Aslolan devlet ve millettir. Bu iki mübarek varlığımızı Allah korusun!..

Öğrencilerim beni sık sık ararlar. Geçenlerde bir öğrencim beni aradı: "Öğretmenim N.E.'yi hatırlıyor musun, o intihar etti." Konuşuyordum öğrencimle, ama gözyaşlarım da akıp akıp iniyordu yüzümden... Evliymiş, bir de çocuğu varmış, işsiz de değilmiş... Sevilen bir genç olmuş, yardımsever, sımsıcak biri olmuş... Günlerdir düşünüyorum, kendimi yiyorum adeta: "Ben bu çocukla yeteri kadar ilgilenmiş miydim, çok sevmiş miydim, yaşama sevincini aşılamış mıydım bu çocuğa..."diye...

Her intihar, bir toplum, bir millet ölümü gibidir...

Hepimizin sorumluluğu vardır, farkında olsak olmasak da...

En son kiminle; hangi dertliyle neyi paylaştık?!.. Veren el miyiz?!.. "Veren el, alan elden üstündür."sözümüz dağ gibi duruyor karşımızda, belleğimizde...

İntiharı aklınızdan dahi geçirmeyin...

Sen,ben,o,hepimiz varsak hayat güzeldir...

Bir tek insanın yokluğu, insanlığın yokluğu gibidir....

Sevgi için; yaşamak ve yaşatmak için, aşımızı, bu dünyanın olarak kalacak olan mal varlığnıı paylaşmak için her zaman her şartta el ele verelim....

 
Toplam blog
: 323
: 2029
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..