Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '09

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
2578
 

İş arayanlara söylenen yalanlar ve işin doğrusu

İşsizlikten ve işten çıkarmalardan bahsetmeyeceğim burada.Ekonomik krizden de bahsetmeyeceğim. Okulunu bitirip ilk kez çalışma hayatına adım atacak olanlara veya işini değiştirecek olanlara, farklı mesleğe yönelecek olanlara derin bir gaflet içinde olduğunu bilmeyen ancak kendini çok tecrübeli, çok yetkin gören kimi babacan veya anaç dostları, arkadaşları yada akrabaları onlarca yalan, yanlış veya şehir efsanesi niteliğinde basma kalıp şeyler anlatırlar. Şimdi bu yalanları ve bunların doğrusunu ortaya koyacağım. Peki siz bunu nerden biliyorsunuz diyenler olabilir, bunu sadece ben bilmiyorum, ben sadece bilip de seslendirenlerdenim o kadar.

1. Yalan : İşe girmek için üniversite mezunu olman şarttır ve hatta iyi bir üniversite bitirmen lazım.

Hiç de öyle değil, işyerinde kullanılan özel bilgisayar programına hakim isen, yada çok kısa sürede bu programı kavrayabileceğine inanıyorsan, Açıköğretim Fakültesinden 2-3 dersten mezuniyeti beklesen dahi işe alınırsın.Bu konumda olup çok iyi koşullarda işe alınan en az 10 tanıdığım var. Demekki işin aslı şuymuş, belli mesleklerde veya sektörlerde kullanılan özel bilgisayar yazılımlarını bilmek yada çok çabuk kavramak işe girmek için yeterlidir.

2. Yalan : İş görüşmesi çok önemlidir; giyim, davranış, beden dili, konuşma çok önemlidir.

Hiç de öyle değil.Çünkü bu türden olaylara veya olgulara bakılşması için beyaz yakalılara yönelik bir pozisyona talip olmanız lazım. Vinç operatörünü kimse iş görüşmesine smokinle beklemez zaten. Beyaz yakalı pozisyon için de zaten cv, yazılı başvuru, e-maille veya faksla başvurunun hiç ama hiç anlamı ve önemi yoktur. Yüzlerce cv, İK yöneticisinin masasında beklemek için ve çay kahve sohbetinde, "vay beee, memlekette ne de işsizlik var, bak mali müşavirlik belgesi var, muhasebe şefliği için başvurmuş" lafları arasında muhabbete meze edilmek için toplanır. Tavsiye, referans, öneri, transfer gibi sihirli kelimelerle o koltuğa birisi bulunuverir. Beyaz yaka kadrolar için "iş teklifi yapılır", "başvuru aranmaz, beklenmez". Ballandıra ballandıra İK nutukları atıp, sonra dolgun maaşlı, fildişi deri koltuklu, akağaç masalı kadro için müdürün yazlıktaki komşusunun kızını veya oğlunu işe alan sözüm ona çok kurumsal şirket görmemiş olsam belki bende inanırdım o malum İK açılımlarına.Demekki işin aslı şuymuş, beden dili, harikalar yarat, ölüme çare bul gibi kişisel gelişim palavralarına inanma, temiz ama olağan kıyafetle git iş görüşmesine, beden dilini bırak ne söylerse söylesin, İK'cı Ayşeye kalmamış senin beden dilini çözmek, çünkü o sırada onun aklı taba çizmesine hangi çantanın daha iyi uyacağındadır zaten.Eğer referansın varsa işe girersin. Referansın yoksa da hemen bul bir referans.

3. Yalan: Özel sektörde işe girerken torpil olmaz, hak edeni ve çalışkan olanı alırlar.

Hiç de öyle değil. Özel sektörde torpil vardır ama adı torpil değil, referanstır. Referansın varsa 1 gün dahi işsiz kalmazsın, işsiz gezmezsin. Hatta senin için pozisyon yaratılır. Asker arkadaşın, okul arkadaşın, uçak veya otobüs koltuk arkadaşın, hacı arkadaşın vs. dahi senin için bir şanstır. Caddede gezerken uzun zamandır görmediğin okul arkadaşınla karşılaşırsın. Sohbet muhabbet derken iş aradığını duyarsın, bir gün önce de sana söylenen bir pozisyon vardır, işin yarın sabaha hazır olur. Buna tesadüf diyip geçme, referans desen daha iyi olur.
Özel sektörde çalışkan olan değil çalışkan sanılan işe alınır, denenir çalışkan değilse işine son verilir.

4. Yalan: Deneyimli olmak şarttır, deneyimsiz iş bulamaz.

İşte dördüncü ve en çok söylenen yalan. Deneyim denilen şey aslında karşı tarafa sorumluluk alabilme yetisi olduğu izlenimini vermektir. Her işyeri ama her işyeri bir diğerinden farklı iş yapar, her sektörün dinamikleri her saniye değişir, her uzman aslında bir dakika sonrası için deneyimsiz kalır. Önemli olan "esneklik", "insiyatif alabilme" ve "sorumluluk bilinci" olayıdır. Eğer sen ben sorumluluk alabilirim, zihnim ve zekam esnektir, bir sonraki adımı görüp onu planlarım diyorsan işin hazır demektir. Bu tür beceri veya yetileri de ölçecek test yoktur, İK'cı da yoktur. Yapılması gereken tek şey bir paragraflık bir müsvette yazıp bilgisayarda temize çekilmesini istemektir. Başımdan geçen bir anıyı payşacağım. 2001 yılında bir işyeri bazı usulsüzlükler nedeniyle denetime alınmıştı ve bu iş de bana verilmişti. O dönemde note book bilgisayar olmadığından işyerindeki bilgisayarda çalışmak zorunda kalınıyordu. Önemsiz bazı yazışmalar müsvette düzenlenip işyeri çalışanına verilerek bilgisayar ortamına geçmesi isteniyordu. Tutanağın baş kısmında "....Şu Bakanlığın şu sayılı görevlendirmesi ile...." diye başlanıyordu. Bu konuda istisnasız tüm çalışanlar bu yazıda Bakanlık kısmını dilekçe gibi tepeye yazıyordu. Bu konuda aynen müsvettedeki gibi yapan bir kişiye dahi rastlamadım. Çünkü esneklik dediğimiz olay yok malesef. Yani Bakanlık kelimesi geçince hemen dilekçe aklımıza geliyor ve o formatta yazıyoruz. Demekki neymiş, deneyim değil sorumluluk bilinci ve esneklik gerekliymiş.

Şimdilik bu kadar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1116
Kayıt tarihi
: 17.08.07
 
 

1976 yılında Hatay da doğdum. Uzun zamandır iş hayatım gereği İstanbulda yaşıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster