- Kategori
- Çalışma Yaşamı
İş yerinde yönetim ve yönetici tarzı

YÖNETİCİ
Türkiye’de son yıllarda, şirketlerin büyümelerinde, karlılığında, yönetimlerinde, yapılanmalarında belirgin, gözle görülür değişiklikler oluyor. Şirketlerin, fabrikaların yerleri değişiyor, yabancı ortakları oluyor, istihdamı artıyor, azalıyor, profili değişiyor. Değişmeyen tek şey ise, yöneticinin, güven vermeyen, tehditkar duruşu, uyumsuzluğu…
Bunu ben söylemiyorum. Prof. Acar Altaş’ın, içlerinde 13 bin’i yönetici olan, 50 bin kişi’ye verdiği eğitimlerden çıkardığı sonuç bu.
Araştırmalarından , Prof.Acar Baltaş’ın çıkardığı sonuçlar aslında, herkesin çalışırken yaşadıklarından pek farklı değil. Okuyunca yabancı gelmiyor. Öyle olunca, genelleme yapmak da pek yanlış olmuyor. Yazıda tespit edilen belirgin ve öncelikli yönetici davranışı ‘’az dinlemek, çok konuşmak’’ Aslında, bu bizde sonradan olan bir şey değil. Genlerimizde vardır. Çok konuşunca, kendimizi daha çok biliyor zanneder, daha iyi savunduğumuzu düşünürüz. Eğer yönetici konumundaysanız, zaten bunu kendinize kazanılmış bir hak olarak düşünürsünüz..
Yönetim ve yönetici hakkında, uzun çalışma hayatı olan biri olarak, eski şirket yönetimi ile, 2000 li yıllardan sonra , yeni şirket yönetimi ve yönetici profili açısından büyük farklar oluştuğunu söylemek isterim. Şirketin yeni ve bambaşka bir kişilik kazanmasının getirdiği mecburiyetten mi yoksa, sınır tanımayan teknolojinin, rekabet şartlarını azalttığından mı, yeni ve devasa fabrika nedeniyle mi, çalışan sayısı fazlalaştığından mı neden bilmiyorum, eski yöneticiye göre, yeni yönetici tarzı ve yöntemleri arasında çok büyük farklar vardır. En büyük fark, iş eğitimli olmalarıdır ama geleceğin yöneticisi olarak eğitilmiş olmalarına rağmen, psikolojik yaklaşım bakımından, çalışana uzak kalmayı tercih ederler.. Daha çok yurt dışına gider, teknolojiyi kullanır, bilgiye daha çabuk uzanırlar. Zaten, raporlama süreleri, gelişen teknoloji nedeniyle iyice daralmıştır. Çalışanın sosyal durumu ile ne kadar ilgisizse, mesleki eğitimiyle de o kadar ilgilidir. Sınırsız eğitim talebine açıktırlar. Her şeye rağmen, ulaşılması daha kolaydır. Ben Sn. Baltaş’ın, bir paragrafta tarif ettiği kızan bağıran, stres yaratan bir yönetici tarzı görmedim, bu devirde düşünemiyorum da.
Teknoloji ile yetki sorunu minimum seviyeye inmiştir. Yazışmaların elekronik oluşu, bununla ilgili, yeni yazılım programları ve sistemlerle büyük şirketlerde bu sorun büyük ölçüde çözülmüştür. Psikolojik bir durum yaratacak bir sorun olmaktan çıkmıştır.
Sn.Prof..Dr. Altaş, 1983 yılından beri iş insanlarının sorunlarına , psikolojik bakış açısıyla çözümler ürettiğini söylüyor. 1982 yılında Ergun Zoga’ nın şirketimizde verdiği Şirketler ve yöneticilerini konu alan bir eğitime katılmıştık. Ergun Zoga, sempatik, çok deneyimli, insanı konuşurken rahatlatan, zevkle dinleten, eğitimciden çok bir psikolog olarak verdiği eğitimdeki en önemli mesaj, ağırlıklı olarak, çalışma hayatındaki yönetim halkalarının birbirinden kopmaması idi. Öyle hatırlıyorum. Prof.Baltaş, bunun benzerini şimdinin ‘’grup düşünce’’ si olarak anlatıyor. O zaman bu yönetim halkaları nasıl göz ardı ediliyorsa, şimdi de lider’in, grup düşüncesinde, o grubun karar alması değil de, liderin aldığı kararı güçlendirecek gerekçeler üretildiğini söylüyor. Bu görüş doğru olduğu gibi üstelik eksiktir de. Düşünce grubunun içine dahil olmayan diğer çalışanların da görüşleri vardır. Bunların CEO toplantılarında iletilebileceğini dair kimsede bir inanç bulunmadığından, grup liderlerine de bu konuda kimse görüş bildirmez. Bu yüzden ‘yöneticilerin çatışma çözme tarzını ‘’saldırgan’ ’buluyor. ‘’onları dinlersem kendi fikirlerini empoze ettirmeye çalışırlar’’ diyerek, uzlaşmacı olması gerekirken, esas kendi saldırgan olmuş oluyor diyor.
Prof. Baltaş’ın bence, konuyu esastan tesbit ettiği en büyük çalışma eksiği aşağıdakidir.
‘’Biz birbirimizi sevmek için değil, iş yapmak için bir aradayız, herkes işinin gereklerini yerine getirsin anlayışı batıda yürümüyor, Türkiye’de de hiç yürümez. Oysa gençler arasında böyle bir eğilim var. Ben mecbur muyum sevmeye diyorlar. Bazı yöneticiler de bunu destekliyor. BUNLAR ÖLDÜRÜCÜ HATALAR’’
Katılmamak mümkün değil. Bunların farkında ve bilincinde olan şirketler, bir takım etkinliklerin, spor karşılaşmaların, doğum günü kutlamalarının, kaynaşmayı ve sevgi ortamı yaratacağını düşünerek yaygın bir şekilde uygulamaya başlamışlardır. Biz bunu örneğini çalışırken yaşamış, hatta bu sebeple pek bilmediğimiz bowling turnuvalarına bile katılarak, sevgiyi pekiştiren, neşeli ortamlara tanık olmuştuk. Buna rağmen, ne kadar yanlış olursa olsun, ‘biz bize ayak uyduranlarla yolumuza devam ederiz’’ tehdidi, çalışma hayatı başladığında da vardı, her zaman da olacaktır. Çalışanların rekabeti oldukça, bu düşünceyi, hiçbir yönetici kuşağının kafasından atması mümkün değildir. Prof. Baltaş’ın, diğer çalışanları etkilediği için ‘’büyük bir hata’’ olarak belirttiği gibi, yönetici, eğer ayak uyduramayanlardan kasıt olarak eski çalışanlarını kastediyorsa, unutmaması gerekir ki, ‘’o şirket, o maddi gücü ve başarıyı geçmiş çalışanlarına borçludur’’
Bence bütün bunların yanında, tüm çalışanların, yöneticiden beklediği ve en çok şikayet ettiği konu MODİVASYON’dur. İnsanlar yaptığı işin, görevleri olduğunu elbette bilmektedirler ama kendilerine bir şey söylenmediği için, değer verilmediği düşüncesine takılıp kalmaktadırlar. Yöneticinin bir ‘’kuru’’ teşekkür’ün bile, çalışanlar üzerinde doping etkisi yaratacağını, huzurlu bir ortam sağlayacağını aklından çıkarmaması lazımdır. Bunun eğitimi de yoktur üstelik. O kadar zor bir şey de değildir.