- Kategori
- Gündelik Yaşam
İşgüzar tefecinin marifetleri (3)

Kâhyanın haykırışları üzerine daldığı düşüncelerden sıyrıldı. – “ Heyy sen ordaki, baksana bakiim biraz buraya!” diye çıkışıyordu bu yeni kâhya emrindeki çalışanlara. Sesin geldiği tarafa bakındı pencereden; Çelimsiz görüntüsüyle kâhya işçilerin başında dikilmiş, yapılan işleri denetliyordu.
- “ Ufak, tefek boyuna rağmen bu kadar cüretkâr oluşu şaşırtıcı” diye düşündü. O arada kapı açılmış, hizmetkâr az önce demlediği kahve ile odaya girerek elindekileri çalışma masasının üzerine bırakmıştı. Dışarı çıkmadan, pencere önündeki işverenini alaycı bir bakışla süzerek;
- “ Başka bir arzunuz var mıydı? Efendim” dedi. Adam ona doğru bakmaya bile tenezzül etmeden soğuk bir ses tonuyla;
— “ Hayır” diye cevapladı.
Çalışma masasına geri dönerek fincanına uzandı. Kahvesini şekersiz içmeyi severdi. Koyu demlenmiş kahvesine, porselen sütlükten birkaç damla süt döktü. Karıştırdı. İlk yudumunu alırken gazete sayfasındaki habere geri döndü. Haberde, Türkiye’de oluşacak istikrarın emlak piyasalarında büyük bir hareketliliği de beraberinde getireceği bildiriliyordu. Gazeteyi kapatarak masaya bıraktı. Koltuğunda şöyle bir gerilerek arkasına yaslandı. Gözlerini kapayarak;
- “ İşte, günün en önemli haberi bu! ” diye mırıldandı. Hizmetçi kadın tekrar kapının önünde belirmiş ve kahvaltının hazır olduğunu bildiriyordu kendisine.
- “ Bu gün erken çıkacağım. Bensiz devam etsinler.” Dedi. Kadının;
- “ Ama efendim! Hemşire hanım, annenizin bugün…” diye başlayan sözleri yarıda kaldı. Herr Böhm, oldukça sinirlenmiş ve kadına dönerek;
- “ Eminim ki hemşire hanım gerekeni yapacaktır. Zaten bunun için para almıyor mu benden?” dedi. Sesi hiddetten titriyordu. Daha kadının oradan uzaklaşmasına fırsat bırakmadan kendi kendine söylenmeye devam etti;
- “ Bunları almakla hata ettik. Hem görgüsüz hem de tembeller. Batı Almanya’nın ekonomisine yük bunlar. Çııık, çıııık, çıık. Hangi akla hizmet etti bizimkiler, sınırı kaldırırken ne düşündüler bilmem ki?”
Gardırobundaki o çok sevdiği takımı giymesi uzun sürmedi. Koşar adım merdivenlerden inerek dışarı çıktı. Kapıda az önce gördüğü kâhyası Georg’la karşılaştı. O’na;
- “ Seyise söyle atlara iyi baksın. İdman vermeyi unutmasın sakın” dedi. Georg;
- “ Seyis iki haftadır izinde, daha dönmedi ”
- “ O halde yardımcısı ilgilensin, sen de ona yardım edersin” dedi Herr Böhm. Kâhya;
- “ Peki, efendim olur.” Karşılığını verdi.
Herr Böhm jaguar marka otomobiline binerek Kronberg’teki çiftlik evinden ayrıldı. Burası Frankfurt yakınlarında, şehre arabayla kırk beş dakikalık mesafede küçük bir beldeydi. Şehre göre nispeten temiz sayılabilecek havası, yemyeşil çayırları, ormanlık alanları ve her şeyden çok gürültüden uzak oluşu nedeniyle hali vakti yerinde olan insanların yerleşmeyi tercih ettikleri şirin bir yerdi. Herr Böhm, yolda arabasını bir kenara çekerek durdurdu. Cep telefonunun tuşlarına basmaya başladı; …, üç, beş, altı, birr diye fısıltıyla tekrarlıyordu bastığı tuşları. Karşıdaki ile bağlantı kurulduğunda Herr Böhm ;
—Bayan Kromat, oraya erken gelmemi gerektirecek bir durum olup olmadığını öğrenmek için aramıştım” diye sordu huzur evindeki müdire hanım’a. Kadın;
- “ Hayır Efendim. Burada işler yolunda. İl sağlık müdürlüğündeki yetkililer teftiş için bugün bir başka huzur evine gideceklermiş.”dedi. Herr Böhm kadına;
—Bayan Kromat bildiğiniz gibi burayı daha yeni aldık. Bu ilk denetlememiz olacak. Her yeri gözden geçirin her hangi bir hata bulunsun istemiyorum. Öğleden sonra bende orada olurum”dedi. Telefonu kapattıktan sonra tekrar yola koyuldu. Artık Frankfurt’a gitmek için acele etmesi gerekmiyordu.