- Kategori
- Deneme
Işık
Paslı, tenekeden bir odadayım. İçi bileklerime kadar lağım suları ile dolu. Kenarda köşede örümcek ağları, fare pislikleri. Yerde yosun tutmuş sivri çakıl taşları, çıplak ayağımı kanatıyor her adımda. Etrafta iğrenç bir koku geçmiş anıların çürümüş leşlerinden. Her yan karanlık, şeytan yanı başımda. Göremiyorum ama hissediyorum. Cahillik kokan, nefret kokan nefesini hissediyorum suratımda. O kadar yakın ki, iliklerime kadar titriyorum korkudan. Ciğerlerim iflas etmiş, kalbim kaskatı hırsın köpüren azgınlığından. Kulaklarım sağır olmuş beynimin çığlıklarını duymamak için. Biliyorum artık, nefret yok ediyor beni yavaş yavaş. Ellerim ayaklarım tutmuyor yorgunluktan, çaresizlikten, umutsuzluktan. Karanlık sarıyor her yanımı, ruhumu, rüyalarımı, hayallerimi... Fırtınalar kopuyor içimde, paramparça olmuşum. Kapkara bulutlar üstüm başım. Ağlayacak gözyaşı arıyorum yıkanmak için, sevdiklerimden ödünç. Kimsenin kalmamış, saf, duru, berrak... Hepsi sararmış yalanlardan, iftiralardan, dedikodulardan. Dönüp geçmişime bakıyorum tutunmak için bir doğruya. Karanlık, kapkaranlık teneke bir oda çıkıyor karşıma, içi bilge geçinen soytarılarla dolu. Ne bir doğru var, ne bir gerçek. Hıçkırıyorum olmayan gözyaşlarımla, “Işık, ne olur biraz ışık!” Hayal ülkelerden bilge savaşçılar çıkıp geliyor bir anda karanlık odama. Yüreğimi tutuyor, okşuyorlar sevgiyle. Işıktan kılıçlarını çekip savuruyorlar karanlığın içine. Her yarılan karanlığın içinden aydınlık fışkırıyor; dervişler çıkıyor, aşıklar çıkıyor, deliler çıkıyor. Işıktan ruhlarıyla saldırıyorlar karanlığın şeytanlarına. Hırslara hoşgörüyle, nefrete sevgiyle, bencilliklere Tanrı’nın adıyla karşı duruyorlar hiç korkmadan. Pis, paslı tenekeden odam parçalanıyor delilerin şefkatli gülümsemesiyle, çakıl taşları tuzla buz oluyor dervişlerin ışıldayan gözleriyle, örümcek ağları yok olup gidiyor aşıkların dualarıyla. Ve sonra karlı tepelerden geliyor ağaç kokuları buram buram. Bitmek bilmeyen bir aşk sarıyor her yanımı. Duyduklarım Tanrı’nın sözleri bana geçmiş massalları anlatan. Ağır ağır doğuyor içime gerçeğin sırları: soğuk nehirlerde yıkandım, kadim ağaçlarda arındım binlerce yıldır. Yalanları sökmek için içimden, kendi kendimi öldürdüm. Sular yükseliyor milyonlarca yılın ardından, gökyüzü üşüyor, rüzgar kendini yitirmiş. Bilinmeyen bir sefere çıkıyor milyarlarca ruh; sonu olmayan, başı rüyalarda kaybolmuş. Artık ağlıyorum; içimi koparır gibi, haykırarak ağlıyorum. Binlerce yılın isyanıyla, bir küçük çocuğun aşkıyla ağlıyorum. Tanrı en temiz nehirlerini veriyor bana gözyaşı olsun diye, en saf sularını. İçim arınıyor, insanlık arınıyor, ruhlar tekrar ışıktan birer hayale dönüyor. Dervişler etrafımda dönüyor, bana gülümsüyor ve beni seviyor. Tanrı’nın yarattığı herşey benim aşkım, sevgim ve ruhum. Kalbim yumuşacık bir kar tanesi artık; Tanrı’ya ait, huzur içinde...