- Kategori
- Anılar
İskele Alabandaaaa

1990 yılı aylardan Temmuzdu. Karşıdan geliyordu içi insan dolu, önce ismi ilgimi çekti. Çocuğum o zamanlar bağlılığım daha bir arttı kendisine. Düdüğünü çala çala yanaşıyordu iskeleye. Saat 19:30-20:00 arası iskelede bir curcuna. İçinden kiminin eşi, sevgilisi, kardeşi benim ise babam iniyordu her gün. Kardeşleriyle beraber değişmeli olarak geliyordu haftada 2 kez Çınarcık iskelesine. 1950 lerin vapuruydu ama modernize edildi motoru. O yüzden 3 kardeşi Paşabahçe-Fahri Korutürk-Bahçekapı ile beraber filonun hızlı vapurlarındandı.
Daha sonra büyüdük, çalışmaya başladık, biz gelip gitmeye başladık onunla. Kapı açılır açılmaz kıçın üst tarafına hızlı adımlarla yürüyerek yer bakıp oturduk. Karşımızda eşsiz Boğaz manzarası ve martılar, yanımızda arkadaşlarımız ve onların doyumsuz sohbetleri. O da ne! alt taraftan şarkılar, türküler, vurmalı çalgılar. Genç yaşlı şarkıya eşlik edilmezse olmaz. 2 saatte ne dostluklar kurulmuş, memleket kaç kere kurtarılmış, kaç sevda başlamış bilinmez ama tavşan kanı çayı herkes tarafından bilinir. İçen bir daha içerdi. İskeleye yaklaştı mı, iskelede bekleyenlere düdüğüyle selam etmesi güzel bir hafta sonunun ilk sinyaliydi.
İnsan hem beklerken hem içindeyken daha çok anlıyor İstanbul için vapurların ne kadar önemli olduğunu. O kadar yakışıyor ki etrafında martılarla Boğaz'a. Onlardan biri son yolculuğunu yaptı, bana hayatımın 18 yılını hatırlatarak, haberlerde gördüğümde gözlerimi yaşartarak. Artık onu sadece özel gezilerde göreceğiz Boğaz'ın sularında ve Rahmi Koç Müzesi'nde
Güle Güle FENERBAHÇE güle güle hayatımın ve İstanbul'un bir parçası, son kez iskele alabanda.