​ İslâm âlimleri / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '13

 
Kategori
İnançlar
 

İslâm âlimleri

İslâm âlimleri
 

görsel internetten alıntı


Yokluk ve yoksulluk zamanında İslâm Âlimlerinin ( bilen, bilici, çok bilen ) daha faydalı, daha yararlı oldukları, toplumu dini konularda daha çok aydınlattıkları, sorumlu oldukları görevleri başarı ile ifa ettikleri görülmektedir.

Bunun yanında İslâm Bilginlerinin bilimsel konularda bilgisi olan, Bilgin, ( bir diğer adı âlim ise de âlim dini konularda bilgi sahibidir, bilgin bilimsel konularda bilgi sahibidir ) sorumlu oldukları görevleri başarı ile ifa ettikleri söylenemez.  

Âlimlerin görevi iyiliği kötülükten ayırt etmek. Hakkı bilmek, Allahtan gereği gibi korkmak. Bilginlerin görevi ise tabiatı ve evreni keşfetmek, toplumu yararlandırmak. Bu görevi yerine getirmek onların üzerine farz-ı ayandır. Âlimler ve Bilginler sorumlu oldukları görevi layıkıyla yerine getirmedikleri takdirde, Allah katında sorumlu tutulurlar. Günah işleyenlerin günahını alırlar. Şayet günah işleyen kimselere bir ıstırap gelirse onları bu günahlardan sakındırmadıkları için âlimlere ve bilginlere de azap isabet eder. İnsanlar zalimi gördüklerinde onun zulmünü ortadan kaldırmak için hareket etmezlerse, Allah azabı hepsine indirir.

Yüce Allah görevli Meleğe bir köyü yok etmesini emretti. Melek Yüce Allah’a şöyle arz etti. ” Ey Rabbim! Bu köyde sana ibadet eden biri var ” Yüce Allah şöyle buyurdu”  İlk önce onunla başla! ” Çünkü O Allah’a karşı isyan edenlere hiçbir zaman yüzünü dahi ekşi etmedi.  

İlim ve bilim Kur'an’a bağlı. İlim ve bilim din dışı ya da Kur'an dışı olmaz.” İlmen yakin” Tabiatı ve Evren’i de yaratan Yüce Allah, Bilim'in dalları ayrı, İlim'in dalları ayrı olamaz. Yaratılıştan bu yana keşfedilen ve henüz keşfedilmeyen kanunları ve tabiatı, yasaları evrene koyan Yüce Allah’tır. Bunların keşfedilmesi görevi insana yani bilim adamlarına tevdi edilmiştir.

Görünen o ki eski zamanlarda, yokluk ve  yoksulluğa rağmen, onca  savaşlara, zulümlere, yapılan haksızlıklara, karşı İslâm Âlimleri insanlara daha yararlı olmuşlar. İnsanları dini konularda daha çok aydınlatmışlardır.

Buna karşılık Bilginlerin ise Âlimler kadar toplumu aydınlattıkları, yada bilim hakkında faydalı bilgiler verdiklerine dair  emareler yok. Yokluğun ve yoksulluğun, Bilimi keşfetmeye engel olduğu hususu da düşünülebilir. Günümüzdeki Âlim ve bilginlerin siyasete çok fazla meyil ettiklerinden olacak ki esas görevlerini yapamadıkları, varlığa rağmen toplumu yeterince aydınlattıkları söylenemez.  

Bakınız topluma ve tarihe mal olmuş, insanları yararlı ve faydalı bilgilerle aydınlatmış ve isimleri henüz hafızalardan silinmeyen Yüce dinimizin Yüce şahsiyetlerinden bazıları;

1-Şeyh Abdulkadir  Geylani;

O öyle bir zattır ki henüz kundakta iken Ramazan ayında oruç tutar, akşam ezanına kadar ağzına süt almazdı. Abdulkadir Geylani’nin nefsiyle mücadele etmesi, doğruluğu destür edişi çok önemlidir. Asıl adı Ebu Muhammed’dir. Muhyiddin,Gavs-ül-a zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-evliya gibi lakapları vardır. Şeyh Abdulkadir Geylani'nin yaşadığı dönem, yokluk ve yoksulluk dönemi.

Başlangıcı şöyleydi, dillerde söylenirdi.

Beşikteyken oruçtu, bunu herkes bilirdi.

Bazen " açım, açım " diye içinin feryadını duyardı, üzerine öyle ağırlıklar gelirdi ki onlar bir dağın üzerine yüklense dağ tahammül etmez param parça olurdu. Şeytan durmadan onu tehdit eder, buradan git derdi. O Cân-u gönülden " Lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim" okuyunca şeytanın kaybolduğunu görürdü. Nefsi yüreğini sıkıştırırdı, yüreği kendisini zorlardı, günlerdir bir şey yemedin, bak bunlar yenecek otlar, yapraklar birşeyler ye derdi. Lakin o nefsine o fırsatı vermezdi. Günlerce uyumazdı nefsi ağlardı uyu derdi o yine karşı çıkar tek ayak üstünde durur Kur'an-ı kerimi hatmedinceye kadar uyumazdı.

2-Mevlana, Muhammed Celaleddin-i Rumi:

Mevlana’ın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir Mevlana ve Rumi de kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir..Mevlana’nın doğum yeri bu günkü Afganistan’da bulunan eski bir Türk kültür beldesi Belh’tir. Mevlana’nın doğum tarihi 1207 olduğu, bazılarına göre ise onun doğum tarihinin 1182 olduğu söylenir. Mevlana'nın da yaşadığı dönem keza yokluk ve yoksulluk dönemi. 

Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi Yüce Allah’ın ona yüklediği sorumluluklarını yerine getiren, nice yüz yıllar, nice asırlar geçse de  hâlâ onun bilgileriyle, onun sözleriyle, söylemleriyle, kendimizi mutlu hissediyoruz. Elbette Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi’nin zamanı hem çileli, hüzünlü bir dönemdi. Böyle yaşam içinde, Yüce Allah’ın yüklediği sorumluluğu tam manasıyla yerine getirmek suretiyle, insanları irşat eden, faydalı ve yararlı bilgiler öğreten, büyük âlimlerimizden biridir. Mevlana’nın insanı Allah yarattı bakış açısı ve vurgusu önemlidir. Mevlana'nın Gönüllerde nakış olan ve  beyinlerde yer edinen sözlerinden bazılarını bir kez daha okuyalım.

Cömertlikte, yardım etmede akar su gibi ol,  

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, 

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, 

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,  

Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi ol.

Diğer büyük Âlimlerimizden bazıları;

3-Câferi-i Sadık;

Ehl-i beytten olup, İslamiye mezhebinin kabul ettiği on ki imamın altıncısıdır. Hicri 83 ( 702) yılında Medine-i Münevvere'de doğdu. Hem Peygamber Efendimiz (S.A.V ) in Nesl-i Pâkinden, hem de Hz. Ebubekir R.A ın soyundan gelmektedir.

4-Şah-ı Nakşibend;

Evliyanın büyüklerinden ve müslümanların gözbebeği olan yüksek alimlerdendir. Esas adı Muhammed bin Muhammed'dir Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için " Nakşibend denilmiştir. 1318 (Hicri 718 ) senesinde Buhârâ yakınlarındaki Kasr-ı Arifanda doğdu.

5- İmam-ı Şafii;

Esas adı Muhammed bin İdris'tir Yokluk ve fakirliğin en fazla olduğu zamanda 150 (M.767 ) Gazze'de doğdu. İki yaşından itibaren Mekke'ye yerleşti. Yedi yaşında iken Kur'an-ı kerimi ezberledi. Cennet ile müjdelenmiştir. Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden biri olan Şafii mezhebinin reisidir.

6- İmam-ı A’zam Ebu Hanife;

İmam-ı A'zam Ebu Hanife Hazretlerinin hayatını incelemek düşüncelerini anlatmak bir makaleye sığmaz. M.699 yılında Küfe'de dünyaya geldi. Yüce Allah tarafından kendisine verilen servetini hakkaniyet ölçüleri içinde paylaştı. Hz Ali ( R.A  ) Efendimizle görüşme şerefine nail olan büyük bir şahsiyet.

Geçmişte yaşamış ve dünyadan göç etmiş büyük âlimlerimizin yaşadığı dönemlerin tümü yokluk ve yoksulluk dönemine denk gelmektedir. Günümüzdeki âlimlerin  ise varlık dönemi olduğu halde gerek ilim için gerek bilim için her türlü araç ve gereçin mevcudiyetine rağmen toplumu aydınlatmada, doğayı ve Evren'i keşfetmede başarı gösterdikleri söylenemez.

Ne yapsınlar onlarda, siyasetin, o kirlenmiş, merhametsiz rüzgârından  ve kara bulutlarından nasiplenmişler ki görüş mesafeleri daralmış, önleri kapanmış ileriyi göremiyorlar. Bu nedenle dünyadan göç eden ilim ve bilim Âlimleri kadar topluma yararlı ve faydalı olamıyorlar. 

Yukarıda da arz edildiği üzere Âlimler toplumu aydınlatma görevinden sorumlu ve mesuldür. Görevlerini yapmadıkları takdirde Yüce Allah tarafından sorumlu tutulup sorgulanacaklarını bizden daha iyi bilirler.  

Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.

Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN

 

                                                                       

 
Toplam blog
: 608
: 2204
Kayıt tarihi
: 12.04.12
 
 

Bingöl'de, Baharın son ayında, ikindi üzeri un ambarı (kiler) arkasında, ebesiz, hemşiresiz, Emin..