Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
795
 

İslam'da felsefi düşünce akımlarının kaynakları-1

İslam dinindeki felsefi düşünce akımları-1

İnsanın ve iradesinin özgür olup olmadığı sorunlarının akıl yolu ile çözülüp çözülemeyeceğini savunan; inanç ve düşüncede farklı görüş ve düşünceleri içeren "İslami Felsefi Yorumlar"a geçmeden önce, bunların ortaya çıkış nedenleri olan "kelam" ve "tasavvuf" konularına kısaca değinmenin, bir altyapı oluşturabileceği düşüncesiyle yararlı olacağını sanıyorum.

Kelam :

Kelam(söz), İslam dininin itikat ilkelerini, hem "dinsel" kaynaklara hem de "akılcı"yöntemlere başvurarak inceleyen bir bilim şeklidir.

Kelam'ın konusu, İslam düşünce tarihi boyunca sağladığı gelişmeye bağlı olarak değişme göstermiştir. Kelam'ın başlangıçta uğraştığı en önemli konular, "Allah'ın birliği ve nitelikleri; melekler, kitaplar, peygamberler, ahiret ve kader"di.

Felsefenin İslam dünyasında yayılması karşısında, İslam inançlarını savunma yolunda akılcı yöntem ve açıklamalara daha çok ağırlık verme gereğini duyan Kelam bilginleri, buna koşul olarak, Kelam'ın konularını da
genişlettiler.(1)

Kelam, bu konudaki en büyük gelişmesini Gazzali(1055 ya da 1058-1111) döneminde sağladı. Gazzali'nin görüşüne göre, akıl ve dinsel kaynaklar(nakil) arasında ayrılık söz konusu olamaz. Bu nedenle de, Gazzali, akla dayanan felsefeyi kabul etmez. Ona göre akıl, insanı yanıltır. Her türlü kuşkunun ötesinde varılacak tek yol imandır.(2)

Gazzali'nin bu görüşü, Müslüman, Türk-Müslüman ve Osmanlı toplumlarında sosyokültürel yapının belirleyicisi olmuş, toplumları ve insanları çağdaş ve akılcı düşüncenin dışında bırakmıştır.

Çünkü yaptıkları ve yapamadıkları her şeyi "Allah'ın takdiridir" diye algılayan; dünyada yaptıklarının boş şeyler olduğu doğrultusunda inandırılmış; dünya yaşamındaki tek amacın, varsayılan öteki dünya(ahiret) için olduğu yolunda şartlandırılmış insanlar, hem kendilerinin hem de içinde bulundukları toplumun ilerlemesini önlemişlerdir.

Ara Not : Gazzali, başta filozoflar olmak üzere akla önem veren birçok kimseyi "küfür" işlemekle suçlarken, kendisi de, dönemin bazı din bilginleri tarafından "kitaplarına yanlış ve batıl şeyler dolduran bir sapık"
olarak nitelenmiş, hatta eserlerinin yakılması için fetva verilmiştir.(3)

Bu arada, aklı imanın emrine sokan Gazali'nin düşüncesinin, yalnız İslam Ortaçağı'nı değil, aynı dönemin Hıristiyan dünyasını da etkilediğini, ikinci bir ara not olarak belirtmem gerekir.

Oysa ki, Kelam bilimi bunun tam tersini amaçlamaktadır. Amacı genel olarak, İslam dininin amacıdır; bu da, insanları "dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturmak"tır.

Kelam, insanları bu temel amaca hazırlamak için, onları, inançta "taklt"ten kurtararak, bilinçli olarak benimsenmiş kesin ve sarsılmaz bir iman düzeyine yükseltmeyi, onları aydınlatmayı, İslam ilkelerini batıldan arındırmayı, insanların her türlü eylemlerini doğru düşünce ve iyi niyete dayandırmalarına yardımcı olmayı amaçlar.


cdenizkent


Not : Pazartesinin konusu; Tasavvuf


_________________ :

(1) "Kelam", Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Cilt-13

(2) Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, s.115

(3) A.g.y.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugünün koşulları içinde, bugünün anlayışı ve gelişmiş bilimsel bakışaçısıyla 900 yıl önce yazılmış ve düşünülmüş verilere bakıp bu şekilde hüküm vermek ne kadar doğru, bilemiyorum. Ancak bildiğim şey şu: Gazali devrindeki dünyada egemen felsefe ve tüm ideolojiler dinsel kaynaklıydı. Aklı dinin emrine, ruhun emrine, tarikatların emrine vermeyen mi vardı. İlk uyanışlar Endülüste başladı, Kopernik ve Galileo ile gelişti ve aydınlanma çağı ileözgür düşünceye geçti akıl. Uzun konu; fakat kısa bir dip not olsun istedim. Saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 13.09.2008 21:42
Cevap :
Merhaba Mehmet Bey...Küçücük bir blokta her şeyi anlatmak mümkün olmuyor. Elbette, Avrupa Ortaçağ'nda da aynı durum vardı.Hatta diyebilirim ki, Ortaçağ Avrupası'nın karanlık dönemini,İslam dünyası hiçbir zaman yaşamamıştır. İncil'i kilisenin kasasında saklayan papazlar, halka incili göstermemişler ve işine gelenleri biraz da uydurarak halka anlatmışlardır. Bu karanlık dönem, Reform ve Rönesansın afkasından gelen Aydınlanma Çağı ile ancak düzelmiştir. Ancak Avrupa'daki bu uyanışı, ne yazık ki İslam dünyası tarafından uzun süre algılanamamıştır.İslam dünyasında,bu sıralarda,ipek elbisenin giyilmesinin,kahve içilmesinin haram, yurddışına çıkan birinin çağın modern elbisesini giymesinin karısından boşanmasının gerektiği; istakoz,kerevit,midye ve istiridye gibi deniz mahsullarinin yenmesinin haram olduğu konuşuluyordu.Med ve cezirin,denizlerden sorumlu meleğin ayağını suya sokup çıkarmasıyla olduğuna inanılıyordudu. İnanın,bugün bile bunların çoğuna inanılıyor.Katkınıza teşekkürler.Selamlar  14.09.2008 14:10
 

Devamı olmalı diye düşünüyorum...

sezar pan 
 13.09.2008 21:27
Cevap :
Merhaba...Devamı gelecek,beni izlemeye devam edin:). Selamlar.  14.09.2008 14:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 976
Toplam yorum
: 2480
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1404
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster