- Kategori
- İnançlar
İslam dini ve insanın özgür iradesi
Bundan önce yazdığım bir blogta genel anlamda "Din ve İnsanın Özgür İradesi" konusunu işlemiştim. Bu bloğumda da konunun sınırlarını biraz daraltıp, "İslam dini ve İnsanın Özgür İradesi"ne kısaca değineceğim.
İslam dininin itikat(iman ve inanç) ilişkilerini hem dinsel hem de akılcı yöntemlere başvurarak inceleyen Kelam Bilimi'nde(Kelam'ın, bilim olup olmadığı tartşılabilir; ancak şu anda konumuz bu değil) din, genellikle, "Doğrudan kendi iradeleri ile ilkelerini benimseyen ve gereklerini yerine getiren insanları, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran ilahi yasaların bütünü" şeklinde tanımlar; ve bu yasaları, özgürce isteyerek benimseyen kimseye de "dindar" denir.
İslam dininin muhatabı, akıl ve irade sahibi insandır. İslam bilginlerinin çoğu din duygusunun insanlarda yaradılıştan var olduğu görüşünü taşırlar(Bence bunun İslam dini olmaması gerekir; bu Tanrı kavramı öncesi genel bir inanma duygusudur). Kur'an'da Allah, insan benliğine "iyiliği ve kötülüğü, kendi iradesi ile tanıma ve seçme özgürlüğü vermiştir". Herhangi bir dini ya da İslamı tanımak ve benimsemek ya da aksine bir tavır sergilemek, tamamen insanın özgür iradesine bırakılmıştır. Peygamberler bile, insanın bu konudaki özgür iradesine baskı yapamazlar. Peygamberler, Allah'ın koyduğu dini, insanlara duyurmakla görevli elçilerdir. Ancak pratikte bu böyle değildir. Kur'an'da, inanç ve irade özgürlüğü insana tanınmış olsa da, din öğreticilerinin ve bu dini benimsemiş diğer insanların psikolojik baskısı her zaman vardır. Bunlardan bazıları, inanan insanlarımızın dinsel bilgisizliğinden yararlanıp, baskıyı özendirmeye çevirerek onları, İslamın özünden uzaklaştırmakta ve aşırılığa yönlendirmektedirler.
cdenizkent