- Kategori
- Sosyoloji
AKP'nin siyasal ve kültürel kimliği
12 Eylül askeri yönetiminin, laikliği Kur'an ayetlerinde arayan düşüncesi, topluma kökleri İkinci Meşrutiyet dönemine giden Türk-İslam sentezi bir siyasal ve sosyo kültürel bir yapı getirmiştir. Bu sentez, Türk kültürünün köklerini bir yandan Orta Asya'ya, diğer yandan İslam dini aracılığıyla Arap kültürüne bağlayan bir görüştür. Bu görüş, sentezin "Türk" veya "İslam" unsuruna öncelik ve ağırlık veren bazı siyasi partilerin kurulmasına ortam hazırlamıştır.
Günümüze geçmeden önce bu konuda geçmiş yakın tarihimize bir göz atmakta fayda var. İkinci Meşrutiyet döneminin İslamcı görüşü iki başlık altında toplanıyordu:
Aşırı İslamcılar(Katı İslamcılar):
Bilim ve tekniğin dışında, batının siyasal, ekonomik ve kültürel tüm etkinliklerini inkar etmekte, Allah ve peygamber dışındaki tüm otorite kaynaklarını yok saymakta, toplum ve insan ilişkilerini İslami adalet esaslarına göre düzenlemek istemektedirler(1). Kısaca, Batı ile İslamiyet arasında kökçe bir ayrılık olduğunu ileri sürerek ödün vermez bir tutumu temsil etmektedirler. Bir anlamda Katı İslamcılar olarak da adlandırılabilen bu zihniyet sahipleri, Türk kültürünün kaynağını İslam'ın yaşayan kültüründe aramışlar, siyasal ve sosyal ideolojilerini bu temele oturtmuşlardır. Bunlar, Türk toplumunu İslam dünyası içine çekme gibi siyasi bir arayış içinde olmuşlardır. Bunlar aynı zamanda, İslamın geleneğinde olan "devlet olma özlemi" içinde olanlardır. Bu nedenle İslam'ın bir "din" olduğu için Türklüğü -eski dönemlerde olduğu gibi -kültürüyle, değişmez mistik kurallarıyla er geç yutup yok edeceğini öne sürmüşlerdir. Diğer yandan Türklüğün ulusal, İslamın ise evrensel olması nedeniyle birbiriyle bir sentez oluşturamayacakları yargısına da varılmıştır. İslamcı akımlar, 12 Eylül döneminin yaktığı yeşil ışık ile palazlanmış ve ve sentezin "Türklük" unsuru nu ikinci plana atarak İslamın tek birleştirileceğine sığınmışlardır. Katı İslamcıların Türklüğü, yalnızca meydanlarda takiye niteliğinde taşıdıkları Türk bayrağı ile gösterilmiştir.
Modernist İslamcılar(Ilımlı İslamcılar):
Modernist ya da Ilımlı İslamcılar ise, geleneğin içinde kalmaktan kaçınıp çağdaş uygarlığın sorunlarına eğilmek, İslam dini ile bu sorunlar arasında bir uyuşma yaratmak ve bu konuda bir çözüm getirmek istiyorlardı. Özellikle de, dinsel inancın dayandığı ilkeleri, çağdaş bilimlerin sonuçlarıyla uzlaştırmayı ve dinsel hukuk sistemini, yaşamın gereksinimlerine cevap verir bir hale getirmeyi amaçlıyorlardı(2).
Şimdi, blog okuyucuları, AKP'yi iki farklı düşüncedeki İslamcı kanattan birinin içine koysunlar. Ben yazıma devam ediyorum...
12 Eylül askeri yönetiminin ve arkasından gelen sivil yönetimin, laikliği "devlet ve din işlerini ayırma" gibi çok kısır bir şekilde yorumlaması, İslamcı kesim tarafından şiddetle desteklenmiş ve İslamcı akımlar, daha serbest hareket etme olanağını elde etmişlerdir. Bu serbestlik, Katı İslamcıları, irticaya yöneltmiş ve "din devleti özlemleri"ni kamçılamıştır.
28 Şubat hareketi, Katı İslamcıların, "din devleti" özlemlerini önlemiş ve İslamcılara şu mesajı vermiştir: "İslamı siyasallaştıran ideolojinin yaptırımları, demokrasimizin hoşgörüsü ile ancak bu kadar olabilir. Artık Arap kültürüne yaslandırılan İslam anlayışı ve yaşamı bir kenara bırakılmalı; İslam, Türk toplumsal ve kültürel yaşamına uygun, ulusumuza özgü, laik ve çağdaş bir ortam içinde yaşanmalıdır".
Bugün Ilımlı İslamcıların temsilcisi olarak görüntü veren AKP, geç de olsa bu mesajı almış ve uygulamaya koymuştur. Yakalarına "muhafazakar demokrat" olduklarını gösteren yeni bir kimlik kartı takan AKP'lilerin siyasal ve kültürel görüşü de "Türk-İslam kültür sentezi" gibi görünmektedir. Bu sentez başlangıçta zararsız olabilir; ancak sentezin "İslam" ayağına ağrlık verildiğinde, Katı İslamcıların dört gözle bekledikleri, devlet olmaya yönelik "Siyasal İslam İdeolojisi"nin gündeme getirilmesi her zaman mümkündür. AKP'nin bu konuda ne kadar samimi olduğunu henüz anlamış değiliz. Bakalım zaman ne gösterecek?
_________________________________
(1) Gencay Şaylan, İslamiyet ve Siyaset, Ankara: V Yayınları, 1987, ss.83-84
(2) Selahattin Hilav, Sina Akşin yönetiminde hazırlanan Türkiye Tarihi - 4, İsatanbul: Cem Yayınevi, 1989, s.359
cdenizkent