- Kategori
- Müzik
İsmail Baha Sürelsan

tekrar mülaki oluruz bezm-i ezelde, evvel giden ahbaba selam olsun erenler
Pazar günü (12 Nisan) ülkemizin, özellikle de bizim kentimiz Antalya’nın kültür hayatına büyük katkıları olmuş devlet sanatçısı, müzikolog ve bestekar İsmail Baha Sürelsan’ın aramızdan ayrılışının 11. yılı.
Önce Antalya’da yaşayan ya da bu konsere ulaşması mümkün olabilenler için bir duyuru;
Öğrencilerinin, müzikseverlerin ve onu tanıma şansına erişmiş çoğu insanın ‘hoca’ sıfatıyla andığı İsmail Baha Sürelsan için her yıl olduğu gibi bu yıl da 12 Nisan akşamı saat 20.00 de Atatürk Kültür Merkezi Aspendos salonunda bir anma konseri düzenlenecek.
Şef M.Tahir Çetin yönetimindeki konser İsmail Baha Sürelsan’ın ve öğrencilerinin eserlerinden oluşuyor.
Erol Sayan, Gültekin Çeki, Ela Altın, Ahmet Ayhan, Ahmet Hatipoğlu, Yüksel Kip gibi geleneksel Türk müziğinin önemli isimlerinin katılımı ile zenginleşecek konserde müziksever izleyiciler; sinevizyon gösterileri, Erol Sayan ve Gültekin Çeki’nin Sürelsan hakkındaki konuşmalarını takip edebilecekler.
...
2) İsmail Baha Sürelsan 1912’de Bursa’daki Alipaşa mahallesinde ‘Şekerbey konağı’ denilen eski bir evde doğuyor. Küçük yaşlarından itibaren müziğe merak duyuyor ve iyi bir müziksever olan babası ile beraber Bursa Mevlevihanesine gitmeye başlıyor.
Bursa ışıklar askeri lisesini bitirdikten sonra Ankara üniversitesi Ziraat fakültesinden Ziraat yüksek mühendisi olarak mezun oluyor.
Dönemin şartlarına göre 1937, 1941 ve 1944’de olmak üzere tam üç defa subay olarak askerlik yapıyor.
Sürelsan hiç tanımadığı Hüseyin Saadeddin Arel’in, yine hiç tanımadığı Rauf Yekta Beyin öğrencisi sayılmaktadır.
Türk müziğindeki bu ekolün temsilcileri kalıcı, bilimsel özellikleri yüksek, kaliteli ve belki de en önemlisi geleceğe dönük araştırmacı bir müzik kültürünü yaygınlaştırmaya kendilerini adamışlardır.
1991’de Devlet sanatçısı unvanını alan İsmail Baha Sürelsan, 1992 yılında Türk yazarlar birliğince yılın kültür adamı seçiliyor.
Merkezi Amerika birleşik devletlerinde bulunan AEG sema vakfının onursal başkanı olan Sürelsan’a Selçuk üniversitesi ve 6 yıl Türk müziği korosunu çalıştırdığı Akdeniz üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı veriliyor.
Antalya Büyükşehir belediyesince 1991’de kendi adına kurulan musiki evinde vefatına kadar öğretmenlik ve koro şefliği görevine devam ediyor.
...
3)
1993 yılında müziksever bir lise öğrencisi olarak İsmail Baha Sürelsan musiki evinde uygulanan sınavı kazanmış ve Türk müziği hazırlık sınıfı öğrencisi olarak derslere girmeye hak kazanmıştım.
Musiki evinin yeni öğretim yılının ilk günüydü. Küçük bir tören tertiplenmişti o zaman. Biz bıyıkları yeni terlemiş haylaz lise talebeleri olarak, hocayı ilk olarak orada görmüş dinlemiştik.
Konuşmasının hemen başında karşımızdaki insanın gerçek bir kültür adamı olduğunu idrak ettik. İnsana koşup boynuna sarılma hissi veren o sevimli karizması ve hitap gücü bizi hemen etkisi altına almıştı.
Sosyoloji, müzik, tarih, psikoloji ne varsa harmanlanmış, tarihin süzgecinden geçmiş ve karşımıza İsmail Baha Sürelsan olarak çıkagelmişti.
Bizlere ilk hitabında her gün sakalını keserken kullandığı tıraş bıçağını en az on kere kullandıktan sonra ancak bıkkınlıktan değiştirdiğini ve yerine yenisini kullandığını anlatıyordu. Sonra biz gençlerin her şeyi çok çabuk tükettiğine geldi konu.Kendisini eğitip bugünlere getiren kurumların bu fakir halkın vergileriyle yaşadığını ve son nefesine kadar kendisini topluma borçlu hissettiğini söylüyordu.
Böylelikle bir büyük adamla tanıştığımızı algılamış oluyorduk bizler. Öyle ya bu sözlerin sahibi İsmail Baha Sürelsan 1972’de emekli olmuştu ve hala canla başla bildiklerini genç kuşaklara aktarmak gayretindeydi.
...
Çok üstün bir mizahı vardı hocanın. Ama öyle dersin bölünmesine falan izin vermezdi. Doğrusu ders sıralarında bu yönünü aksettirdiği zaman kahkahalar atmamak için kendimizi zor tutardık.
Ders anlatırken kullandığı kara tahtayı bile kendisi silmek isterdi.
‘Biriniz tahtayı siliversin’ demeyi hiç tercih etmezdi.
Galiba burada eski başkanlardan Hasan Subaşı’nı da anmalıyım. Musiki evinin kurulması ve yaşamasında dönemin kültür müdürü Müfit Kayacan’la beraber özverileri vardır. Tabii ki İsmail Baha Sürelsan’a gösterdikleri olağanüstü nezaket de bizlerin takdirini kazanmıştı.
Elbette biz musiki evinin ilk öğrenci kuşağı olarak İsmail Baha Sürelsan’ın talebeleri sayılmayız ama sadece tanıma şansına sahip olmamız bile hepimiz için ayrı bir gurur vesilesi olmuştur.
...
Galiba geçtiğimiz yıldı.
Bir kafeteryada oturmuş arkadaşlarla sohbet ediyorduk.
Birden orada bulunan kasetçalardan rahmetli hocamızın o pek tanındık şarkısı ‘Yaz günleri’ nin çalındığını duydum.
Ama ilginç olan bu değildi.
İlginç olan; şarkıyı sıradışı Türkçe rock parçalarıyla, yine kendine özgü bir dinleyici kitlesine hitap eden Yaşar Kurt’un söylüyor olmasıydı.
Müzisyence bir refleks göstererek önce biraz yadırgadım bu durumu. Sonra çalan müziğe yeniden kulak verdim. Yaz günleri şarkısı sertçe okunuyor, elektro gitarlar ve güçlü vuruşlarla bateriler kullanılıyordu.
Doğrusunu söylemek gerekirse şarkının bu hali etkileyici göründü bana.
Aslında bu ilginç durum İsmail baha Sürelsan’ın bestelerinde ne kadar zengin bir müzik tabanı kullandığını gösteriyor bize.
...
İsmail Baha Sürelsan dehalığı, insanlığı, öğreticiliği, şefkati ve kibarlığı ile her zaman aramızda, aklımızda olacak.
Okan Ünver