- Kategori
- Anılar
İsmet İnönü, dedem ve ben

İsmet İnönü ve dedem Muharrem Kendirci
Fotoğraf 1967 ya da 1968 yılına ait olmalı. Arkasına tarih yazılmamış.
İsmet İnönü, Malatya Ticaret Odası başkanı olan dedemi evinde ziyarete gelmiş. Onlar ayaküstü sohbet ederken annem kapının yanında ayakta durmuş konuşmayı izliyor. Abim annemin eteğini çekiştirerek neler olup bittiğini anlamaya çalışıyor.
Dedemle İsmet İnönü’nün arasında kapı gibi durup önümü kesen de Hayri dede. Yani benim dedemin erkek kardeşi.
Ben nerde miyim?
Hayri dedenin arkasından sohbete girmeye çalışan, bunun için de Hayri dedeyi arkadan ittirip kaktıran ancak bütün bu uğraşlar sonucu fotoğrafa sadece tek bacağı ile dahil olan o şanssız benim.
Senin yüzünden hayatımın fırsatını kaçırdım Hayri dede. Şöyle azıcık yana kaysaydın da iki laf da ben etseydim ne olurdu sanki?
İki kardeş bu kadar farklı karakterde olabilir mi? Dedemin bize yumuşacık ve sevgi dolu yaklaşımına karşılık Hayri dede her zaman geçit vermeyen bir duvar görüntüsü çizerdi.
Duvar demişken;
Dedemlerin evi ile Hayri dedenin evini ayıran yüksek bahçe duvarına bitişik bir erik ağacı vardı. Dallarının yarısı dedemlerin bahçesinde yarısı diğer bahçedeydi. Dedem ağaca kolay çıkmamız ve eriklere ulaşmamız için bir sürü kolaylık yaparken Hayri dede kendi tarafındaki erikleri koparmamızı yasaklamıştı. Aksi gibi de en güzel erikler diğer taraftaydı. (Aslında büyük ihtimalle olay komşunun tavuğu meselesiydi ama biz o yaşta bunun farkında değildik.)
Bizim taraftaki erikleri tüketince yasak olan dallardan çalmaya başlardık. Hiç yakalanmamıştık ama Hayri dede işin farkındaydı. Nasıl olmasın ki? Neredeyse her gün gelir eriklerin son durumunu kontrol ederdi. Uzanamadığımız dallardaki eriklerin dalında çürümesini zevkle seyreder bizi çatlatırdı.
Şimdi bunca yıl sonra İsmet İnönü ile birlikte olduğumuz bu fotoğraf elime geçtiğinde bir kez daha kızdım kendime. Arkadan ittirip kaktırmak yetmediğinde şöyle okkalı bir tekme atsaydım Hayri dedeye, o ahlayıp oflarken öne fırlayıp İsmet İnönü’ye dokunabilirdim bile.
Not: Sert adamdın falan ama beyaz koltuğundaki o kocaman vişne lekesini kimin yaptığını bulamadın Hayri dede. Ağaçtan toplayıp cebime doldurduğum vişnelerle senin o çok sevdiğin koltuğunda tepinen bendim. Oh be, itiraf ettim, kuşlar gibi hafifledim valla.