- Kategori
- Blog
İşte böyle birşey!

Günaydın arkadaşlar,
Aslında bu yazımı akşam üzeri yazmıştım, yayınlaya tıkladığımda klavyem bana ihanet etti ve ne yaptıysam çalışmadı. Ben de her işte bir hayır vardır, diye kendimi teselli ettim. Maçtan sonra açtım bilgisayarı maus da gitmiş, o da çalışmıyor. Bu nedenle maç yorumumu yapamadım. Sabah açtım yavaş yavaş incitmeden,
aman birşey olmasın diyerek, hayret hiçbir şey olmamış gibi çalıştı ve şimdi gecikmiş olarak yeniden yazıyorum.
Yazım Milliyet Blog'da yeni başlayan ÖNERİLERİM bölümü ile ilgili. Bu konuda kararsız kaldım, önereyim mi, önermeyeyim mi? Çünkü seçim yapması oldukça zor olacak. Yeterli zamanım olduğu ve okumayı sevdiğim için birçok kişiyi sürekli okuyorum. Sayfamı açtığımda ilk işim yorum ve mesajları yanıtlamak. Sonra anasayfadan diğer bloglar kısmına girerek geriye doğru tüm blogları takip etmek. En azından o sayfada çıkan şekli ile tüm yazıların ilk bölümünü okuyorum. İlgimi çeken varsa ya da çok okunan tıklayıp bakıyorum. Yani gözümden kaçmıyor hiç bir yazı. Beğenilerime gelince zaten üşenmeden yorum yapıyorum, yorum pintisi değilim, ama bazen ben sürekli yazıp da o kişiden bir teşekkür ya da merhaba gelmiyorsa, bir daha yazmıyorum. Genellikle yeni başlayanlara "hoşgeldin, merhaba" mesajları ya da umudunu yitirmekte olanlara umut verici mesajlar yazıyorum. Kitap ve kültür ağırlıklı ve futbol konuları içeren yazılara torpil geçiyorum. Mizah ve ironik yazıları nedense pek anlayamıyorum, yanlış yorumlarım, diye yazmıyorum, cinsellik konulu yazılar ilgimi çekmiyor, çekse de yorumlamaya gerek duymuyorum, çünkü bazıları çok çok acemice oluyor, sanki mahalle arasında kadınlar ya da kahvede erkekler (Kahveye hiç gitmedim, filmlerden izlediğim kadarıyla) oturmuş sohbet ediyorlar kulaktan dolma bilgilerle. Ama yazıyı tıp doktoru ya da psikoloji alanında eğitim almış bir arkadaş yazmışsa okuyorum, o yazılar zaten belli bir kaynaktan alınmış bilimsel yazılar ve yorumlar oluyor.
Ayrıca bazı kişilerin birbirleri ile olan özel kavgaları var, buralara yansıyan. Hiç güzel görünmüyor, özel hayatlar bile irdelenir oldu. Üzülenler, kırılanlar, kızanlar, taraf olanlar, olmayanlar ve bizim gibi kenardan izleyip, iyi ki orada olmamışım, diyenler. Her toplantıdan sonra sanki TELEVOLE izliyor hissine kapılıyorum, bu kadar ortalıkta olmak zorunda mı orada yaşadıklarınız! Güzelliklere tamam da, şeffaflık adına yapılan şeyler gereksiz bence...Zaten mailleriniz ulaşıyormuş birbirinize...Herşeyi ortaya sermeye ne gerek var!
Neden hiçbir şey tadında bırakılmaz, neden dedikodu yapılır ki, hepsi yaşını başını almış, en azı lise seviyesinde eğitim görmüş insanlar. Bana yorum yapmak düşmez belki ama, gelinen nokta, bizim penceremizden görünen bu. Ben böyle bir oluşumda asla yer almam, diyorum şimdilik. İster alının, ister alınmayın! Emeği geçenlere yazık oluyor, İlyas Bey'e içten içe acıdım, hemşehrim taa 4 ay önceden başladı hazırlık yapmaya, şarkıları seçmeye.
Şimdi geleyim asıl konuya, konu dağıldı iyice. Önerilerim kısmında her ne kadar kişilerin tercihlerini etkilemek istemesem de, bir kişiyi istisna görüyorum. Kendisini yeni tanıdım, Milliyet Blog'da benden kıdemli olmasına rağmen, ama güzel yazıyor, kaliteli yazıyor, kendi olarak yazıyor. Bir gününü sadece benim kitap tanıtımlarımı okumaya ayırdığını söyleyip, benim onu keşfetmemi sağladı. Okumayı, evini, eşini,i şini ve hayatı seven olumlu bir genç olarak gördüm onu. Gençlerin de desteklenmesi gerektiğini düşünenlerdenim, her yerde, her zaman. Önerdiğim yazısı da çok farklı...sıcacık...içten...Pınar Yeşiltay Sevim'den bahsediyorum, hala anlamadınız mı? Okuyun, değerlendirin!
Severek okuduğum diğer arkadaşlarım alınmasınlar, ama blog önerilerim olacak! Güzellikler paylaşılmalı!
Sevgiyle kalın,esen kalın! Güzel bir haftasonu dilerim!