- Kategori
- Kent Yaşamı
İşte İstanbul' a benzedim

Bir tramvayda kulaklarımda Can Atilla… Geçtim İstanbul’un damarlarından akan kan gibi… Konuştum onunla ve…
İstanbul kapılarını açtı sihrini salıp güne. Tramvay camı ardından gösterdi bana eski yüzünü, tüm acılarını unutma hali içinde bulsam da onu utanmadı açtı kapılarını…
Hiç yoktu kibri yaklaştı hemen ve okudum hüznünü iyot salan kokusundan. Yüzyıllardır değişmeyen, döngüye takılan tek şeye saklamıştı hüznünü… suya... suyun hallerine…
Üzülme diye fısıldadım, üzülme ”Hangi aşk renk değiştirmez ki ölümcül bir tehlikeyle karşılaştığında?”
Evet, düşüyorsun öyle çok yükseklerden de değil üstelik. Olsun, hala gözdesisin padişahların ve senin için yanıyor mutluluk kandilleri hala…
Can Atilla serpiyor notalarını “kahramanların hikâyesi” diye beyin hücrelerime.
Onu dinlerken sırnaşık bir karanlık tünüyor içime birkaç yansıyan ışık serpiliyor geceden yüzüme…
İşte İstanbul a benzedim.
Seninle aramda ne var bizi bu kadar yakınlara bırakan diye sorarsan?
Yazılmayı bekleyen esleri kırık birkaç nota gibi duruşun belki… Si bemol bir çığlık gibi…