- Kategori
- İnançlar
İstiklal Savaşı Kahramanları Cumhuriyete karşı mıydı?

Sevgili ATATÜRK
Sosyal paylaşım sitesinden arkadaşım Mehmet Mustafa, bir önceki "Tartışırım, çekişirim Meclis'siz yapamam." Konulu yazım üzerine şöyle bir değerlendirme yaptı. Samimiyetine inandığım arkadaşım diyor ki: "Zaman içinde olması gerekenler olmuş gelmiş ve geçmiş. Onu, ölümünden sonra ilahlaştıranların sorunu bunlar. Ancak Milli Mücadele Döneminde yakın silah arkadaşlarının akıbetini de düşünmeden geçemiyor insan." M.M.
İstiklal Savaşı Kahramanları Cumhuriyet'e karşı mıydı?
Hayır. "Cumhuriyet Şekli" dine ters miydi? Yine hayır.
İslam'ın ilk devlet yöneticileri, Hazreti Peygamber'le başlamak üzere "cumhuri yönetim" şeklini benimsediler. Kuran'ın istişareyi emreden ayeti "cumhuri yönetim"in uygunluğunu ifade ediyor.
Dört büyük halife halka rağmen atamayla, ya da darbeyle gelmiş değildir. Biri diğerinin akrabası değildir. "Babadan-oğula" saltanat yönetimi söz konusu olmadı. Dördü de kendileri istemeksizin "halkın istek ve hatta ısrarı üzerine" sorumluluk üstlenmişler, adalet abidesi Hz. Ömer’in son anlarında yerine "oğlunu halife tayin etmesi" önerilerine verdiği cevap; insanlık tarihinin de tevhidin de onur sayfalarına ibret vesikası olarak geçmiştir:
"Bir evden bir kurban yeter!"
Cumhuriyet'i kuranları din karşıtı olarak göstermek en hafif tabiriyle "insafsızlık" değil midir?
Bu dindar insanların Cumhuriyet anlayışı 1839'dan başlayan kısa bir demokrasi deneyimine değil, belki yüz yıllar önce ekilmiş tarihi çınarın köklerine kadar gidiyordu. Bu çınarın kökleri, şüphesiz insanlık ve tevhit tarihiydi.
Dördüncü İslam Halifesi Ali, Kufe'de bir mescitte ibadet ederken Haricilerden Abdurrahman ibni Mülcem tarafından saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra 661 yılında ölmesi sonucunda, Ali'nin oğlu Hasan’ın, hilafeti bazı şartlarla Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'ye bırakmasıyla başlayan ve ilk fitne dönemi olarak da kabul edilen dönem 90 yıl kadar sürdü. Emevilerin başkenti Şam'dı. Bu dönemde Halifelik "babadan oğula geçerek saltanat" haline geldi. Emevi iktidarı, Abbasilerin saltanatı ele geçirmesiyle bitti ama fitne fesat bitmedi.
* * *
Kitap okumak, müzik dinlemek, dans etmek, ata binmek ve yüzmek...
Tavla ve bilardo oynamak, zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine ilgi duymak...
Çocuklarımız kadar doğayı, Dünya'yı paylaştığımız sessiz dostlarımız hayvanları da sevmek, onlarla ilgilenmek...
Devlet adamlarının, sanatçıların, bilim adamlarının, dostların davet edildiği, ülke sorunlarının da konuşulduğu akşam yemekleri vermek...
Temiz ve düzenli giyinmeye özen göstermek....
Toprakla kucaklaşmak, modern tarıma geçiş amacıyla yürütülen çalışmalara bizzat katılmak...
Arapça okuyup yazmanın yanı sıra ileri derecede Fransızca ve az Almanca bilmek...
Maiyetine "kul, köle, cariye" yerine "yurttaşlık" bilinciyle bakmak, harem kurmak yerine tek eşlilik anlayışıyla bir defa evlenmek ve eşine "hanımefendi" diyebilmek, kız çocuklarına da bir baba şefkatiyle eşit bakabilmek...
"Dindarlar neden Cumhuriyet karşıtı gibi gösterilemez?" diyen Ahmed Şahin'in de yazdığı gibi "Bugün bunlar çok mu kötü örnekler, fazla mı yanlış misaller?
Anılan yazarın diğer bütün yazılarını okumadım ama "Cumhuriyet'in gereği hangisi? Kimler kimleri Cumhuriyet karşıtı gibi göstermeye çabalıyor? Biraz insaflı olmak, önyargısız düşünmek gerekmiyor mu?" diye de eklediği 30 Ekim tarihli yazısını ben de beğenerek okudum, sosyal paylaşım sayfalarımda paylaştım.
Bizce de Asr-ı Saadet’teki Cumhuriyet benzeri uygulamalardan bazı örneklere baktığımızda gerçekten de bugünkü anlayışa çok mu ters düşüyordu, fazla mı yanlış gözüküyordu!..
Yoksa o günlerde temeli atılan ancak cumhuriyetle ulaşılabilecek hedefler mi gösteriliyordu?Asırlar öncesinden konulan Cumhuriyet'in hedefleri ile Asrı Saadet'teki ilk örnekleri; Hidayet'i de gizleyerek "çağın ve insanlığın henüz hazır olmadığı..." bahanesiyle ve saltanat hırsıyla "hasır altı" edildi yüzyıllarca. Ali bin Ebu Talib'in Hariciler tarafından öldürülmesiyle başlayan bin iki yüz altmış yıl boyunca sözüm ona halifelere ve saltanatlara kul olduk.
Cumhuriyet'le, Allah'a kul olmayı öğrendik.
Sevgili Atatürk bu yüzden mi çocuklarımıza "örnek model" olamaz!