​ İzmir'in esrarengiz meczupları... / İzmir / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '06

 
Kategori
İzmir
 

İzmir'in esrarengiz meczupları...

İzmir'in esrarengiz meczupları...
 

Çok uzun yıllar oldu... Dolu dolu tam altı yıl oldu güzel İzmir’e ayak basmayalı. Kordon'unda oturup günbatımını izlemeyeli, fuarın içindeki ağaçların gölgesi altında yürümeyeli, İnciraltı’nda kahvaltı etmeyeli, Karagöl’e çıkmayalı, teleferikle tırmanıp, şöyle kuşbakışı manzaraya karşı piknik yapmayalı çok oldu.. O kadar özledim ki!..

İzmir’in tüm güzelliklerinin yanı sıra, o eşsiz iklimi, coğrafyası, sosyal hayatı, yani tüm kent güzellikleriyle birlikte aklıma kazınmış özel insanları da vardır.. Hala oralarda dolaşıyorlar mıdır bilemem?.. Bunca yıl uzak kaldıktan sonra, hala Konak’ta, Bornova’da, Alsancak’ta turluyorlar mıdır haberim yok açıkçası?.. İzmirli olan dostlar sözünü edeceğim tiplemelerle geçmiş yıllar içersinde mutlaka karşılaşmışlardır diye düşünüyorum. Ama bu insanlar hala yaşıyorlarsa?.. Ve hala dolaşıyorlarsa İzmir sokaklarında.. Ve hala İzmir’li dostlar onlarla karşılaşabiliyorlarsa.. Benim için, yüzlerinde tatlı bir tebessümle ve minik bir göz kırpmasıyla selamlasınlar onları n’olur!.. Kimleri mi? İşte şimdi bahsedeceğim insanları tabii!..

Konak civarında dolanan, ama özellikle Kemeraltı sokaklarında da turlarken sıkça gördüğüm ve her tarafı poşetlerle sarılmış "Naylon Adam" mesela.. Öylesine ilginç görünürdü ki bu adam, özellikle çocuklar onu gördükleri zaman, belki de izledikleri bir çizgi filmden fırlamış karakterlerden biri sandıklarından olsa gerek, dönüp dönüp bakarlardı bu adamcağıza.. Çıplak vücudunun her yeri poşetlere sarılmış vaziyette dolanırdı çünkü bu adam ve İzmir güneşinin altında, naylon giysileri üzerinde kırılan ışınlar yüzünden, üstünde yanmakta olan küçük lambalar varmış gibi parlar ve gözünüzü alırdı bazen. Kafası şapka biçiminde sarılıydı naylonlarla. Gövdesini de naylonlarla sarıp sarmalayan bu adam, gövdesinin alt kısmındaki poşetlere de uzunca bir don görünümü vermişti. Hatta efelerin uzun paçalı donlarını hatırlatan bir şekilde sarmalayıp kapatmıştı belden aşağısını bolca naylon yardımıyla. Ayaklarında ise doğal olarak ayakkabı bulunmazdı hiç bir zaman. Çizme biçiminde dize kadar sardığı ve üstünden ipler dolayarak sabitlediği naylonları vardı sadece ve böylelikle korurdu çıplak ayaklarını ancak. Yaz kış aynı kostüm(!) ile dolaşan bu adamın, en çok İzmir’in kavurucu güneşinin altında kendini nasıl hissettiğini merak ederdik biz ve "Alışmıştır artık herhalde" deyip geçiştirirdik..

Bornova civarlarında dolanan ve genellikle Ege Üniversitesi kampusu çevresinde ve kampus içersinde sıkça karşımıza çıktığı için, üniversite öğrencileri arasında sivil polis olduğuna dair söylentiler bile dolaşan "Zift Adam"a ne demeli mesela?!. Zift adam derdik, çünkü belli ki, değil aylar, belki de yıllardır yıkamadığı saçları, sanki kapkalın bir zift tabakası ile kaplanmış gibi kafasına yapışmış vaziyette dolanırdı. Yaz kış kıyafeti hiç değişmez, üçte ikisi erimiş gitmiş, önü tamamen açık hale gelmiş ayakkabılarından dışarıya fırlamış ayak parmakları dahi ziftle kaplı gibi gelirdi görenlere..Pantolonu lime lime dağılmış olduğundan, o kocaman pantolon yırtıklarından bacak etlerini görmek de mümkündü yer yer ve o bölgeler dahi simsiyah zift ile kaplıymış izlenimi bırakırdı ilk anda..Bu adamcağızın havadar kostümü(!) yaz için oldukça uygundu aslında. Özellikle de İzmir sıcağında. Ama Naylon Adamdan farklı olarak, yazın değil de, kışın bu kıyafetle ne hissediyor olduğunu merak ederdik. Çünkü Manisa’ya yakın olması ve karasal iklime açık olması itibatiyle Bornova İzmir’in kışı en çok hisseden bölgelerinden biriydi ne de olsa.. Ama o soğukta bana mısın demez, hemen her gün dolaşırdı kampus yakınlarında.Bilmiyorum hala yaşıyor mudur ve hala dolaşıyor mudur? Ve hala kendisinden daha meşhur olan hikayesi, yani sivil polis olduğu söylentisi konuşuluyor mudur şimdiki öğrenciler arasında da..

Bir de kol kola girmiş ve 1940’lardan kalmış kıyafetler giymişler izlenimi veren ve eski dönem zenginlerini hatırlatan yaşlı çift vardı mesela..Yaşlı teyze, omuzlarına aldığı kadifeden pelerinin altında pek şık duran, ama eskimekten rengi dahi kalmamış tayyör takımı ile dolaşırdı. Artık yıprandığı için çok fazla gösterişi kalmamış ama vakti zamanında pahalı ve şık olduğu belli olan çantasını da özenle taşırdı kolunda her zaman. Başında çok şık bir şapka, başı mağrurla dimdik karşıya bakar ve bütün asaletiyle arşınlardı Alsancak sokaklarını. Ama hiç bir zaman yalnız olmazdı. Hiç çıkmazdı eşinin kolundan. Koluna girdiği yaşlı amca da eski ama hala şık takım elbiselerini hiç çıkarmaz, elinde tutmakta olduğu ve baş kısmında bir hayvan motifinin işli olduğu bastonuna dayanarak yürürdü usul usul.. Onları öyle kol kola, bu kadar şık vaziyette yürürken görünce, komşu oldukları zengin konaktaki misafirliklerini tamamlamış, bütün asaletleriyle kendi konaklarına dönüyorlar duygusuna kapılırdınız.. Zaten bu çift için, eskiden çok zengin oldukları ama bir gün tüm varlıklarını kaybedince bu şekilde meczup hale geldiklerinin söylentisi dolaşırdı.. Ve ben hep merak ederdim aslında gerçek hikayelerini ama konuşup sormaya cesaret edemedim hiçbir zaman.. Soramadım daha doğrusu.. Onları gördükleri tatlı rüyadan uyandırmanın ve yüzlerinden okunan tatlı ama bir o kadar hüzün dolu, ama gene de mutlu görünen ifadelerini bozabilecek olmanın tedirginliğiyle sormaktan çekindim belki de kim bilir?.. Bıraktım ben ve bıraktık tüm İzmir’liler.. Bıraktık ki hiç uyanmasınlar bu güzel ve masum rüyalarından..

Ne güzel aslında!.. Rüyalar hep tek kişiliktir ama onlar belli ki birlikte görüyorlardı rüyalarını bile..

Çünkü belli ki birbirlerini hala çok seviyorlardı. Ve birbirlerine verdikleri sözü hala tutuyorlardı..İyi günde ve kötü günde..Hastalıkta ve sağlıkta.. Ama en önemlisi ''Varlıkta ve yoklukta!''..

 
Toplam blog
: 117
: 2206
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..