- Kategori
- Blog
İzmir Savaşları

İzmir.konak
Bir süredir, İzmirliler arasında ve İzmir Almanya arasında bir hesaplaşma sürüp gidiyor.
Eh, Editörlerimiz de işi biraz heyecanlandırmak için ipleri kapıp koyverdiler. İpler de kapıp koyverilirse ne olacağını, son yazılardan izliyorsunuz.
Hani televizyonda, özellikle Evlilik Programlarında millet birbirine düştüğü zaman, nasıl prodüktörler ellerini, avuçlarını sıvazlıyorlar.. Çünkü “Rating” yükseliyor. Ne kadar kavga, o kadar “Raiting”… Onun için birbirine düşenleri ayırt etmek gibi bir davranış yok.
Kavganın nedeni ne? Acaba sürekli yükselen “EGO”lar mı? Ben herkesten üstünüm; benden iyisi yok..!! Duygusu mu? Yoksa, gücüyle kuvvetiyle maşallahı olanın zayıf tarafı ezme güdüsü mü?
Önce, İzmir’den başladı savaş… Bir “Heyyttt” çekildi. Sonradan karşıdan geldi. Daha sonra taraflar, yorum satırlarında biraz “Özür” biraz “Var mı bana yan bakan…” tavırlarıyla birbirlerine ver yansın etmeye başladılar.
Tabii bu arada, bizdeki her kavgada olduğu gibi : “Kerata… Yosma…Aşağı Mahalle dilberi…” ve nice kinayeli ve imalı sözler çaktırmadan edildi. Hangisi, kime gidiyor buradan millet seyrediyor.
Heyy millet bu kavganın bir incir çekirdeğini dolduracak yanı var mı? Yok…
Sadece “Ego”ları konuşturmak; “ben senden daha iyi sokuştururum; kalemimi de çok daha etkili kullanırım…” kafa tutmaları, yazıların ruhunu oluşturuyor.
Ama işin bir de Psikolojik yanı var. Saldırılan kişi, İzmir’in, Milliyet Blog’un; ve de büyük Almanya’nın “BABA” simgesi. Koydum mu oturturum cinsten laflar eden, büyük adam . Karşısında kim var: İzmir’in cici kızı… Eee kız çocuklar bir yerden sonra kişiliklerini göstermek için “Baba” simgesine kafa tutarlar; onu yenmeye çalışırlar.
“Baba”nın karşısına geçerler, önce burunlarını çekerler, sonra bıyıklarını, sonra saçlarını ve daha sonra kulaklarını… Kulak çekilince ne olur, Baba uyanır ve çocuğa bir tokat aşk eder.
Şimdi şaşırma sırası çocuktadır. Başlar zırlamaya… “Ben yapmadım da, ben etmedim de; ben öyle söylemek istememişimdir de… Aslında ben şunu söylemek istiyordum da.” Falan, filan, fişmekan… Artık derdini Makro Paşa’ya anlat! Makro Paşa da kim, anlarsınız!
Feryat, figanın bini bir paraya… Eee, sen Babanın kulağını çekersen, sonunda olacağı budur. Nasıl tahmin edemezsin, sonunda şamarı yersin..! “Kereta” ha, sonra da “Kerata” bari düzeltmişsin!
İzmir’in akıllı, zeki, cici kızı (Aslında acılı kızı..) yattığı yerden kendini göstermek istiyor. “Ben de varım..!” demeye getiriyor. Kolay mı onun çektiği acılar. Kim kolay kolay anlayabilir.
Derler ya! “Damdan düşmüşün halinden, ancak damdan düşen bilir…” Onun halinden anlamak gerekir. Kolay değil. Aslında hepimiz yakın olmalıyız. Yardım etmeliyiz…
İzmir’in cici çocuğu böyle karşılanacağını hiç tahmin edemiyordu. Ama hayatta her şey olur.
“Sen kalemşörüm,” diye başkaların laf sokmaya kalkarsan; sonra “Aaa ben kerata’nın şey olduğunu bilmiyordum..” deme derekesine düşersin.
Bence Almanya cephesi de bu işi kısa tutmalı, işi büyütmemeli… Kendi canlarına vurma girişimlerini bitirmeliler. Her şeyden önce, İzmirliler adına ayıp oluyor. Biz İzmirlileri ateşli insanlar olarak bilirdik ama, bu iş birbirini vurmaya kadar gitmemeli.
Bak yaz-bahar geldi. Artık İzmir’in güzel günleri… Bütün bunları, silahların çekilmesi işini boşverin. Biliyorum nerenizden soluklandığınızı ama silahları yerinize sokun.
Eni iyisi , İzmir’de yine bir “Toy” kurmak…
Nerede Mesut amcamız… O bu işleri büyük bir maharetle becerir. Herkesi birbirine tanıştırır. Güzelce ağırlar… Yüzü güler…
Şimdi kılıç çekme zamanı değil, sohbet kurma, güzel sözler söyleme zamanıdır. Hadi bakalım. Olmazsa bir şiir yarışması düzenleyin kimin, ne olduğunu görelim!?
İzmirliler dek durun. El aleme karşı biraz ayıp olmuyor mu?
Hadi bakalım sarılın birbirinize. Güzel iletiler gönderin. Sevin birbirinize. Öyle olumsuz laflar etmekle olmaz. Dünya daraç bir yer; ömür de çok kısa. Bunu bilin.
İzmirli cici ablamızın ellerinden öperim. Almanya’daki büyük babamızın da gözlerinden. Bırakın böyle şeyleri. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım.