Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
458
 

İZNİNİZLE...

İZNİNİZLE...
 

İZNİNİZLE...
Sayfamızı bugün, ünlü Sümerolog Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektuba terkediyoruz.
 
xxx
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hazretlerine...
 
İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz, Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı. O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: güçlü eğitim, güçlü ekonomi, güçlü demokrasi , güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne siz bu gün o mevkie gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktırabilirdiniz. Özendiğiniz Müslüman ülkelerin arasında hangisi bizim ülke gibi? Kendi kıyafetinizi bile o demir ağlara borçlusunuz.
 
Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken, yapılan işler yanında sizinkiler çocuk oyuncağı kalır. Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kahrolan zavallı fakir bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı. Kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.
Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar, kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar. Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerini ucuz fiyatla satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı. Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor, müzik salonları ile bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu. Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı. O yüzden Atatürk, “Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri satıp satıp yediniz yedirdiniz.
 
Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. Bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.
Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında “ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti.
Olan demir yolları da yabancıların elinde idi. Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki, o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu. Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi.
 
Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.
 
Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. ama biz de ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden Osmanlı devleti geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi. Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değerli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu büyük bir eğitim atılımı başladı. İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu. Hukuk, Siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu. O paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz. Bundan sonra İmam Hatipler’de yetiştireceğiniz dindar ve kindar o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi kendinizle toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.
 
Muazzez İlmiye Çığ
 
xxx
 
Eklenecek bir şey var mı?
 
Var da bu kadarı bile yeter de artar...
 
14 EYLÜL 2013
İBRAHİM PEKBAY
 
DİP NOT: Mektup, Yekta Yılmaz'ın facebook sayfasından alınmıştır...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sn.Pekbay, 1)Bildiğim kadarıyla Sn.Çığ'ın (Pr.Dr) akademik ünvanı yok. 2)Çığ'ın çabası boşuna.RTE bu mektubu asla yanıtlayamaz.En fazla mektubun özetini okuturlar,onu da zaten anlayamaz.

Bekir Kayik 
 18.09.2013 20:25
Cevap :
Sayın Kayık... Yorumunuz ile katkı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben "Prof" ünvanı olduğunu sanıyorum ama belki de değildir, tam bilemiyorum. Ancak Sümerler konusunda üniversitelerde ders verdiğini biliyorum. Saygılarımla...  19.09.2013 15:52
 

Ne muhteşem bir Türk kadını. 99 yaşında pırıl pırıl bir dimağ. Bu mektuba bir cevap verildi mi acaba! Paylaşım için teşekkürler. Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 14.09.2013 7:29
Cevap :
Bu mektuba cevap vermek için muhatabında yürek gerek. Saygılarımla...  14.09.2013 10:42
 

O benim bir tanecik İlham Perim..!Muazzer Hocam yüreğinize kaleminize sağlık! Ne güzel özetlemişsiniz.Hitit yasal metinlerinde ki gibi,söze Eğer(TAKKU) diye başlamak istiyorum.Eğer, Bugün Bozkurt Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı.Mektubu yazdığınız,Osmanlı rejimine aşık sayın liderler, tabiki de bugün bu topraklarda Kenef bekçiliği bile yapamazdı. Bu ülkede bugün bir işçi çocuğu, bir terzi çocuğu Başbabakan ya da Cumhurbaşkanı olabiliyorsa, bu elbbette Bozkurt Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesindedir. Onun, yıkılan osmanlının küllerinden kurmuş olduğu.. Genç Türkiye Cumhuriyeti sayesindedir.Tekrardan yüreğinize kaleminize sağlık Muazzez Hocam,Allah daha çok ömür verir İnşallah..!İbrahim Bey bu mektub'dan bizi haberdar ettiğiniz için çok teşekkür ederim sizlere. Biz onun kitaplarıyla büyüdük,Bugün Muazzez hocama, bir takım kendini bilmezler akıl sağlığı yerinde değil gibi sözler sarfettsede, siz yayınlamış olduğunuz bu mektupla o mecus kişileri yanıltmış oldunuz.Sağlıcakla kalın..!

SİZ ve ben 
 14.09.2013 4:41
Cevap :
"AKIL SAĞLIĞI YERİNDE DEĞİL" DİYENLER BÖYLE BİR MEKTUP YAZSINLAR, AMA HER CÜMLESİ DOĞRU OLMAK ÜZERE, GÖRELİM... SAYGILARIMLA..  14.09.2013 15:50
 

Biricik önderimiz M.K.Atatürk bütün bunları halkıyla elele vererek başarırken, o dönemi bizzat yaşayan ve yine o dönemin Atatürk gençliği olan bu değerli ve aydın bilim insanlarımız için "bugünü doğru okumak" hiç de zor olmuyor haliyle ve neyin ne olduğunu bilmekte ve eminlikte zerre tereddüt ve kuşkuları da bulunmuyor tabii ki. Aydınlık ve aydın olmak böyle bir şey işte, biyolojik yaş kaç olursa olsun, aklın-ruhun aydınlığı ve bilincindedir "Atatürk GENÇLİĞİ"! Dünyanın sayılı Sümerologlarından çok saygıdeğer Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ Hanımefendinin şahsında, sayıları artık giderek azalmış olan bu değerli ve gerçek aydınlarımıza minnet duygularımız, saygı ve teşekkürlerimizle yine aydınlık ve sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Bu değerli yazınızı tavsiye ettim ve paylaştım, zira gerçekten herkesin okuması gereken bir mektup bu. Aktardığınız için size de sonsuz teşekkürler...

Filiz Alev 
 14.09.2013 0:06
Cevap :
Sayın Filiz Alev... Yorumunuz ile katkı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bir şey daha: "...o dönemi bizzat yaşayan..." "...insanlarımız için "bugünü doğru okumak" hiç de zor olmuyor haliyle..." tespitiniz üzerine yazmam gerek. Bunu özetleyerek hatırlattığınız için teşekkür ederim. Saygılarımla...  14.09.2013 15:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 913
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster