- Kategori
- Futbol
Kabul ediyorum, bu maçta ben bir taraftarım!

Oldum olası futbol arşivlerini sevmişimdir. Belki bu yüzdendir iyi olduğuna inandığım futbol hafizam.. Dün gece Lig TV'de 'ezeli rekabette son 8 yıl''ı izlerken çok değişik duygulara kapıldım. İzlediğim tüm maçların hepsinin ayrı bir hikayesi vardı, sanki Beşiktaş- Fenerbahçe maçlarını değil de, kendi hayatımdan kesitleri izliyormuş gibiydim. Günler öncesinden maçın havasına girmem, dualar etmem, maçın sonrasında da uzun süre etkisinden kurtulamamam.. İşte taraftarlık böyle garip ve açıklanamaz bir duygu, aşk gibi, mantığı yok. Normal bir insanın oynanan bir futbol maçının etkisinde bu kadar kalması mantıkla açıklanır değil. İnanır mısınız, bu eski maçları izlerken kaybettiğimiz maçlara üzülüp , kazandığımız maçlara sevinirken buluyorum kendimi.. Unutamadığım maçlar var tabii, mesela kazanırsak Şampiyonlar Ligi'ne gideceğimiz maçın, Serhat Akın'ın dirseğini görmeyip Ali Eren'i 'bunun tipinde var' diyerek cezalandıran Muhittin Boşat tarafından elimizden alındığı maç. Sonra Kadıköy'de Pancu'nun kaleye geçip devleştiği, 4-3 yendiğimiz maç, yıllardır en mutlu olduğum andı diyebilirim.
Şampiyonluğun eşiğine gelip Beşiktaş taraftarını gaza getiren takımımızın Kezman'ın golüyle hayal kırıklığı yarattığı maç, bu muydu sebep bilmiyorum ama maç bittikten 2 saat sonra bayılmıştım :) Bir de Serdar Bilgili'ye edilen küfürler yüzünden maç sonrası istifa ettiği maç var ki, o gün hayatımda ilk defa bir derbiyi numaralı tribünde izliyordum, edilen küfürler önümde cereyan etti ve o küfürleri edenler, o tribünlere ait değildi, numaralı tribün bileti alabilecek insanlar olamazlardı. Sanki oraya konmuş gibilerdi, bugünlerde Ergenekon'la birlikte anılan o kahrolası maçın 'temiz' bir maç olduğuna hiçbir zaman inanmadım.
Ya futbolcular? Bugün ilk onbirin değişilmezleri olan Rüştü, Nobre, Yusuf o zamanlar Fenerbahçe forması terletiyorlar, onlar yenince sevinip, yenilince üzülüyorlar. Tümer o zamanlar Beşiktaş için gol atıp, kalbini tutabiliyor, kafamda o kadar silmişim ki Tümer'i, sanki hiç Beşiktaş'ta oynamamış gibi.. Genç Semih gerçekten 'genç' o zamanlar, Volkan'ın havalı boyun kaşkolunun yerini altın zincir almış, saçlar uzun, arkaya doğru taranmış. Mustafa Denizli dün Fener'de, bugün Beşiktaş'ta. Daum bir Fener'de, bir Beşiktaş'ta. Bu şunu gösteriyor, sen istediğin kadar heyecanlan, kendi kendine gelin güvey ol, futbolcular ve teknik direktörler profesyonel.
Yıllardır kazanamadığımız Fenerbahçe'ye karşı, bu sefer tüm ibreler bizi gösteriyor. Beşiktaş diğer 2 büyüğü şimdiden şampiyonluk yolundan uzaklaştırmışken, böyle bir avantajı değerlendirmesi gerekiyor. Şampiyonluğa inanmış, kenetlenmiş camianın en büyük avantajı Mustafa Denizli gibi özgüven sahibi ve motivasyon ustası bir hocaya sahip olması. Ama yine de, en son İnönü'de en son 2004'te kazandığımız Fenerbahçe'yi, ne kadar şampiyonluktan kopsa da, ne kadar hedeflerinden uzaklaşsa da, defansında yıllardır oynatmadığı oyuncuları oynatmak zorunda kalacak olsa da, yenmek hiç de kolay değil. Ne kadar kendimi yeneceğimize inandırmak istesem de, içimde bir korku var. Bu sene İnönü'de izlediğim hiçbir maçta 2 golden fazla göremediğim gibi, izlediğim son 2 maç 0-0 berabere bitti. Uğura inanmam, ama insan kendinde bir kusur arıyor ister istemez :) Şaka bir yana, Beşiktaş takımı kendi taraftarı önünde maalesef rahat değil, aylardır oyunuyla keyif verse de, sonuca gitmekte çok zorlanıyor. Özellikle son yıllardaki derbilerde başarısızlığı da su götürmez bir gerçek. Ancak her sene olduğu gibi, bu sene de, bu senenin farklı olduğuna inanmakta 1 numarayım. Kabul ediyorum, bu maçta ben bir taraftarım!