- Kategori
- Anılar
Kader

Sokalarda bir grup öğrenci; Ankara’nın en merkezi yerindeki bir okuldan çıkmışlar ve bağırıyorlardı; "Veremli 3-C, Veremli 3-C." Bunlar lise öğrencisiydi. Aynı sınıftalardı. Arkadaşlarından biri, verem teşhisiyle hastaneye yatırılmıştı. Bu yüzden hepsi tek tek hastalık için kontrolden geçirilmişti. Daha sonra, arkadaşında, verem olmadığını öğrenmişler, kendi deyimleriyle "okulu asarak" neşe içinde kutlamak amacıyla, okul girişinden yol boyunca sevinç sloganları atarak ilerliyorlardı. Bir taraftanda hep bir ağızdan "Veremli 3-C, Veremli 3-C." diyerek, bağırıyorlardı.
Yaşayanlar bilir. Her sınıfta mutlaka unutulmaz bir ekip kurulur. Bir tür askerlik anıları gibidir, aynı zamanda Lise yılları. Aynı ekipte olanlar birbirlerini kolay kolay unutmazlar. Birbirlerini kolay kolay bırakmazlar. Belkide BLOG daki gibi.
Yine bir Mart ayına rastlıyordu o gün. Grup sevincini paylaşmak için kendi sloganını atarak, neşe içinde yürürken, çevredekilerden bazıları, genelliklede yaşlılar, olumsuz bir şekilde kafalarını sallayıp, öğrencilerin bu davranışlarını protesto ediyorlardı. Zaten 5- 6 kişiydiler. Öğle tatillerinde de, hemen ileride bulunan kız meslek lisesine giderek, perişanlıklarına bakmadan, kendi ifadeleriyle "kız tavlamaya" giderlerdi.
Mart kötü vurmuştu Ankara’yı. Kar yoktu ama, hani derler ya "tükürsen havada donar" aynen öyleydi işte. 1978 in kışıydı. Anarşi ve karmaşa tüm hızıyla devam ediyordu.
Grup soğuk havaya, aldırmadan neşe içinde bağırarak yürüyordu, Karşıda, diğer insanlardan, farklı olarak bakan, yaşlı adamın biri, elinde bastonu hafifçe eğilmiş sırtıyla, başında fötr şapkasıyla, grup içindeki mavi gözlü gencin dikkatini çekmişti. Yaşlı adam, grubun azıcık ilerisinde durdu. Gruba doğru baktı. Mavi gözlü gençle, karşı karşıya geldiler. Mart soğuğu o anda yumuşadı. Eller çözüldü. Donmuş ayak uçları rahatladı. Güneş açtı. Güneş sadece yaşlı adamla, gencin üzerine ışınlarını öyle bir salmıştıki, bir şeyler vardı. Birşeyler olacaktı. Adam bir şeyler söylüyordu, bağırarak ilerleyen grup kendisini geçerken, Mavi gözlü öğrenci adama yaklaştı, yaklaştı....
Nerden bilecektiki, Mavi gözlü genç, bu karşılaşma ömür boyu aklından hiç çıkmayacak. Kader dedikleri belkide bu olmalıydı. Yıllar sonra Mavi gözlü genç kendisini etkileyecek adam için "Karşılaşmasaydık yine bu yerde mi olacaktım? karşılaşmasaydık aynı meslektemi kalacaktım?" diye soracaktı.
Yaşlı adam, "Çocuklarım beni bırakmayın" diyordu. Bir kaç kez söyledi bunu. "Bende sizin gibiyim. Bende sizdenim. Ben ÖĞRETMENİM" diyordu. Grup kendisini geçerken yaşlı adam hala "Beni bırakmayın çocuklarım, ben öğretmenim" diyordu .
Grupta sadece onu Mavi gözlü genç duymuştu. "Adamı dinle, kimmiş ne istiyor" diye içinden ilahi bir ses onu geri çevirdi. Sadece kendi geri dönmedi gencin. Kaderinide döndürdü, bu dönüş. Adama yaklaştı. Güneş tekrar ısıttı, hem içini ısıttı, hemde yüreğini ısıttı. Yaşlı adam sevgi ışığı yayıyordu, almasını bilene. Mavi gözlü genç, adamın gözlerine baktı. Kendisini gördü. Yaşlı adamın gözlerinden bir kaç damla yaş süzülmüştü. Gözler konuştu sadece, hemde saatlerce konuştular. Mavi gözlü genç, yaşlı adamın neden ağladığını o sırada pek anlayamamıştı ama, şimdi çok iyi biliyordu. Sadece karşıdan karşıya geçirdi yaşlı adamı. Ve sadece dinledi. O göreceğini ve geleceğini zaten görmüştü, yaşlı adamın, yeşil gözlerinin derinliklerinde. Yaşlı adam ona "Sen öğretmen olmalısın" demişti bile. Ve yüreğine SEVGİ yüklemişti. Ve sıcaklık yüklemişti. Merhamet yüklemişti. Bir anlam yüklemişti. Herşey tamamdı. İçinde bir sevinç bir çoşku ile koşarak diğer arkadaşlarının arasına katıldı. Arkadaşı merakla sordu.
- "Kimdi o, tanıyormusun"
- "Hayır", diye cevapladı.
Son bir kez tekrar adama bakmak için kafasını geriye doğru çevirdi. Yaşlı adamı göremedi. Birden kaybolmuştu sanki. Tekrar üşümeye başladı. Ellerini cebine soktu. Yırtık ayakkabısının içerisine dolan buz kesici Mart soğuğu artık yüreğinide donduruyordu. Parmak uçlarını hissedemiyordu. Tek tip giydiği lacivert ceketinde iyice küçüldü, küçüldü...
Artık mavi gözlü genç, farklı biriydi. Arkadaşının sorusuna "Hayır" demişti ama; Yeşil gözlü, fötr şapkalı adamın kim olduğu sorusunun cevabını, yıllar sonra yaşayarak öğrenecekti. Bilseydi, o yaşlarda, bu sorunun cevabını, arkadaşına "KADERİMMİŞ" diye cevaplardı. "KADERİMMİŞ"
Grup neşe içinde devam ediyordu yürüyüşüne. Bir yandan da bağrıyorlardı, "Veremli 3-C , Veremli 3-C."