- Kategori
- Futbol
Kadıköy’den, Neymar önderliğinde Brezilya geçti; el salladık!.

Bu sezon ilk kez dolu bir stat...
Statlardan kaçan, bir başka deyişle, şu ya da bu nedenle uzaklaştırılan seyirciler, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’na koştular. Puan maçlarında bile bu kadar seyirci, coşku yoktu.
Kapalı gişe!..
Brezilya gelecek de, Brezilya sevgisi, seyircimizi tribünlere çekmeyecek...
Futbolseverler için bulunmaz bir fırsattı...
Gel de Brezilya'yı sevme, sevkle izleme!.
*****
Özel maç, ama...
Bizim açımızdan öyle olsa da, rakibimiz Brezilya için hiç de öyle değil. Çünkü işi ciddiye aldıkları her hallerinden belli. Teknik Direktör Dunga'nın, futbolcuların, gollerden sonra sevinmeleri bunun kanıtı.
Fatih Terim’in, dünya sıralamasında bizden daha altlarda olan bir takıma gol atıldığında sevindiğini gözlerinizin önüne getirin bir. Hiç kuşkunuz olmasın, sevindi diye, “çene”siyle ünlenenlerin dilinden kurtulamaz!
Oysa sevinmek; işi, rakibi ciddiye almanın göstergesidir.
Rakibe göre sevinmek/ sevinmemek, günübirlik “zafer”lerin gölgesine sığınanların işidir.
*****
Önce Neymar, sonra şanssız Semih Kaya, Volkan Demirel’i avladı.
Avlanan Milli Takım, gollerden sonra canlanır oldu.
Saman alevi misali...
Sonra?
Üçüncü gol yendikten sonra, seyircimizin başarıyı nasıl alkışladığını gördük!.
Ortada puan yok, ama kendini bütün dünyaya gösterme var. Kadıköy'e gelen Süper Lig, alt lig takımları nasıl canla başla, iki kişilik oynuyorsa, bizimkiler de Brezilya karşısında öyle oynamalıydı.
Niye olmadı, olmuyor?
Pazar günü Kazakistan’la oynanacak puan maçı düşünülmüş olabilir mi?
Öyle olsun bakalım!..
*****
“Milli ruh”, birçok alanda olduğu gibi, Milli Takım’lar düzeyinde de aşınmaya uğradı. Bu gidişle buharlaşacak gibi.
“Milli ruh”un yerini “takım sevgisi” aldı desek mi?
Demek zor, biz bize benzeriz de ondan!.
Neymar, gol atıyor, alkışlanıyor. Sonra santra yapanlar ıslıklanıyor. Gel de üzülme, kendi takımına ne güzel sahip çıkma de!..
O ıslıklayanlar, yarın öbür gün, gol/ler atılınca ne yapacaklar?
Her şeyi unutacak, sevinçten çıldıracaklar!.
Futbolcularımızın gücü belli; onları ıslıklama hakkımız olmamalı. Bu hakkı kendilerinde görenler, oynanan maça değil de, oynanmış olanlara, futbolumuzun gidişine tepki gösteriyor olmalılar.
Ya Fatih Terim ne yapsın?
Terim, ancak, bir başka gitmeyeceği için Galatasaray’da, “aslanım, kaplanım” söylemleriyle futbolcularını coşturabilir. Çünkü “takım ruhu”, “milli ruh” karşısında üstünlük sağlamıştır!
*****
Maç, özel bir maçtı.
Bir başka “özel” yanı da vardı:
Brezilya’ya “Gel, bizimle oyna” dedik, 3 milyon Euro'ya anlaştık.
Geldiler, 3 milyon Euro aldılar; yetmezmiş gibi, 4 gol atıp gittiler.
Maç özel de olsa, gelenler para karşılığında oynamış da olsalar, işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını gösterdiler.
Ya bizimkiler, sahadakiler, saha dışındakiler?
Son yıllarda “yeni”yi seven bir toplum olduk çıktık. “Yeni”yi sevenlere, sevmemizi isteyenlere, kurtuluşu “yeni jenerasyon”da görenlere bakıyoruz, hepsi “eski”...
O zaman “yeni” olan ne?
Son söz:
Kadıköy’den, Neymar önderliğinde Brezilya geçti; el salladık!.