- Kategori
- Futbol
Kadıköy tarifesi, Beşiktaş için de değişmedi!.

Hakem dediğin, gölgede kalmamalı, gölgede bırakmalı!.
Hakem, Cüneyt Çakır olacak da, ondan olumsuz yönde söz edilmeyecek. Hele de Fenerbahçe’nin rakip olduğu derbilerde. Bu, mümkün değildir; çünkü Cüneyt Çakır, yapacağını yapar. Yaptığı, çoğu kez sonucu etkiler; etkilemediği zaman da, görmedikleri arada kaynar gider.
Cüneyt Çakır, Şampiyonlar Ligi’nde “abone” olmuş misali maç yönetse, Dünya Kupası Finali ona verilse de, ülkemde “eyyamcı” damgasına uygun davranmaktan hiç mi hiç vazgeçmeyecek.
Bir hakem, böyle “iki yönlü” nasıl olabilir?
Bu, bir “huy” olsa gerek.
Gel de üzülme!..
(Yurtdışından çıkışlarda, yurda girişlerde havaalanlarındaki manzara bize özgüdür. Pasaport kontrolünde çizgiyi geçmeyen, önündekinin işi bitmeden yerinden kıpırdamayan, yurda girişlerde, kuralları unutur. Çizgiyi geçer, öne geçmeye çalışır. Cüneyt Çakır’ın içeride ve dışarıda maç yönetmesi o yurttaşlarımızın “ikili tavrı”na ne de benziyor.)
*****
Fenerbahçe, en az gol yiyen; Beşiktaş, en çok gol atandı.
Bu “veri” değişmedi.
Değişen, Beşiktaş’ın başını alıp gitmesini önleyen, Fenerbahçe’nin farkı eritmesini sağlayan "veri"ydi:
Fenerbahçe, bu sezon evinde; Beşiktaş, dışarıda hiç yenilmemişti.
Şenol Güneş, Kadıköy’e “Sen büyüksün, daha iyisin, rahatsın, Fenerbahçe tedirgin” dolduruşuyla geldi. Bununla Şenol Güneş’in ayağına, 4 yılda da bir olsa kutlayacağı “büyük fırsat” gelmişti. Ama Güneş’in Beşiktaş’ı, öyle bir Fenerbahçe buldu ki, ilkyarıda “soluk” alamadı sanki.
Fenerbahçe’nin “Büyükler”e karşı, uzun süredir, kendi evinde yenilmeme geleneği değişmedi.
*****
Pereira; tutuk/ etkisiz oyunla akıllarda kalan Antalyaspor maçı bir yana, her geçen gün “üstüne koyan” bir takım yaratma yolunda ilerliyor.
Önce savunmayı, sonra orta alanı sağlama alan Pereira, ileride de etkili oyunu istediği zaman sürdürecek futbolculara sahip olduğunu gösteriyor.
Pereira, kimi oynatmasa, akıllara “Niye öbürü yok?” geliyor.
İlk onbirde Nani yoktu. Son maçların koşan, dağıtan, pozisyona giren, gol kaçıran bir Volkan Şen'i vardı. Ona bu kez, Alper Potuk da katılınca, Beşiktaş kalesine inmek daha bir keyif veriyordu. Orta alandan gelen baskı da buna eklenince, Beşiktaş, ilkyarıda bir şey yapamaz duruma düştü.
Beşiktaş, bir maç eksiği kayıpsız atlatırsa, ikinci yarının başına dönülmüş olacak.
*****
Fenerbahçe'de, bazen “püsküren”, ama bu maçta “patlayan” iki Volkan vardı:
Volkan Şen, sahanın yer yerinde, dağıtan; Volkan Demirel, “kendisine tahsis edilen yer”de, geçit vermeyen... “Dağıtan”ı attı, “geçit vermeyen”i tuttu.
(Sakatlığı olan Gökhan Gönül, Mehmet Topal da sahadaydı. Mehmet, “diri” kalırken; Gökhan, özveriyle oynamanın ne olduğunu gösterdi.)
Beşiktaş, ikinci yarıda Gökhan Töre’nin girmesiyle, Kadıköy’e puan için geldiğini anımsadı.
Beşiktaş’ın özellikle orta alanı bekleneni veremedi. Daha doğrusu, Fenerbahçe oynadı, Beşiktaş’ı oynatmadı. İkinci yarıda, roller değişir gibi görünse de, sonuç değişmedi; golü bulan yine Fenerbahçe oldu.
Maç eksiğiyle “lider” gelen, “lider” olarak dönemedi.
Maç sayısı eşitlenince, nasıl bir “tablo” oluşur?
En iyisi, anketlere başvurmak, “ünlü tahminci”lere, “gaz verici”lere sormak!..
Bize soracaklara:
Bir maça bakarak, gelecek maçların da aynı havada olacağını söylemek yanıltıcı olur, ama Fenerbahçe’nin fark edilir bir havası olduğunu söylemek gerekir. Bu havanın sonraki maçlara nasıl yansıyacağı yaşayarak göreceğiz.
Son söz:
“Büyükler”e uygulanan Kadıköy tarifesi, Beşiktaş için de değişmedi!.
https://www.facebook.com/turgutcelik
https://twitter.com/#!/turgutcelik