- Kategori
- Sağlık
Kadınlar daha çok yaşamalı..
Çevrenize bir bakın, uzun süre birlikte yaşadıktan sonra, karısını kaybeden erkeğin hali mi? Yoksa kocası öldükten sonra bir başına kalan kadının hali mi sizde üzüntü yaratıyor?
Hangisine bakınca içiniz daha çok burkuluyor, endişe duymanıza sebep oluyor, hangisi öksüz bir çocuğa benziyor? Hangisi bundan sonra ne yapacağını bilmez şekilde boynu bükük duruyor. Yalnız kalmış bir kadına mı? Yalnız kalmış bir erkek mi?
Çoğunuzun erkek diyeceğinize eminim… Çünkü kadın denen varlığın dayanma yeteneği , acının yükünü taşıma kapasitesi, ağrı eşiği, uyum kabiliyeti erkeğe göre daha yüksek.
Doğası gereği bu böyle. Tıp da böyle diyor, hayat da böyle diyor… Kadın bir şekilde acılar sonunda ayakta ve hayatta kalmayı daha kolay becerebiliyor, acıların altında ezilse bile, yok olup gitmemeyi başarıyor.
Bilhassa Avrupa kentlerinde yavaş yavaşta Türkiye’nin büyük kentlerinde dul kadınlarımızı hayatın renkleri arasında görmeye başladık.
Diş Hekimi olarak çalışırken muayenehanem Ziraat bankasının karşısında olduğu için görüyordum, eşinden kalan emekli maaşını almaya gelen dul hanımlarımızın keyifle kırıtarak yürüdüklerini…!
Yüzleri çizgilidir ama makyajları yerindedir. Hayattan vazgeçmezler. Kopup koy vermezler. Yaşam onlar için yeniden başlamıştır.
Hiçbir genelleme doğru değildir, bu sınıfa girmeyen az da olsa vardır. Uzun süre birlikte yaşadıkları eşlerini kaybeden erkekler kadınlara göre çok daha kolay çöker ve sonunda da öbür dünyaya göçerler… Hayatla olan bağlarını kaybetmişlerdir. Boşluğa düşerler.
Bunun için diyorum ki erkek erken ölmelidir.
Sakın ola ki erkekleri öldürmek, yeryüzünden silmek istiyor diye düşünmeyin. Ben de bu sınıfa dahilim. Kendimin de böyle olmasını istiyorum.
Ama yaşıyorum, görüyorum onlarca senelik eşlerini kaybettiler mi insanın içini acıtan, dramatik bir görüntü oluşturuyorlar.
Bu yüzden söylüyorum, öyle olmasın diye, kendilerini kötü, yalnız, bir kenara atılmış, dışlanmış, amaçlarını kaybetmiş, boşlukta hissetmesinler diye…
Bu yazıyı niye yazıyorum derseniz, söyleyeyim..
Hayatımın hiçbir döneminde Necmettin Erbakan’a sempati duymadım. Bırakın ideolojisini, beden dilinden ve yüz ifadesinden bile hoşlanmadığımı rahatça söyleyebilirim..
Ama televizyon ekranında izlediğim, 40 yıllık eşini kaybetmiş acıdan şaşkınlaşmış bir erkeğin yüzüydü. Acının insanın bedenini nasıl küçülttüğünü herkes gördü. Bir hiçe, noktaya dönmüş yaşlı bir insan.. Sürüklenerek yanındakilerin kollarında ayakta durmaya çalışan, acınacak durumda, onu sevmeyenlerin bile üzüntü ile baktıkları yaşlı bir erkek..
Ve içimden “Evet erkek eşinden daha erken ölmeli” dedim…