- Kategori
- Haber
Kadınlar gününde Başbakan'ın emri, "Üç çocuğunuz olsun..."

8 Mart Dünya kadınlar Günü nedeniyle Sayın Başbakan Uşak’ta konuşuyor ve salonda bulunan kadınlara şöyle sesleniyor.
<ı>"Sevgili hanım kardeşlerim, bir başbakan olarak konuşmuyorum. Bir dertli kardeşiniz olarak konuşuyorum. Diyorum ki bu tuzağa asla gelmeyeceğiz. Biz bu genç nüfusumuzu aynen korumalıyız. Bunlar ne yapmak istiyor? Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Yaptıkları iş bu…ı>
<ı>Eğer nüfusumuzun azalmamasını istiyorsanız bir ailenin üç tane çocuğu olmalı. Sevgili vatandaşlarım çocuk berekettir. Bunu da bilmeniz lazım. Bunu yaşadım inanarak söylüyorum. Benim dört tane çocuğum var memnunum keşke daha fazla olsaydı. Bu kadar açık konuşuyorum ve hepside bereketi ile geldi. Eşim burada. Hiç ben öyle zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmadım." ı>
<ı>ı>
Diğer taraftan, Genelkurmay Başkanlığı üç afiş hazırlatıyor ve her bir afişte ayrı ayrı şu sloganları yazdırıyor.
<ı>"Varlıklarıyla onurlandığımız, eğiten, yetiştiren, bizi biz yapan fedakâr kadınlarımızın Kadınlar Günü Kutlu Olsun." ı>
<ı>ı>
<ı>"Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar." ı>
<ı>ı>
<ı>"Cumhuriyetimiz kadınlarımızın omuzlarında yükselerek bugünlere geldi." ı>
Hiçbir lafa etmeden her iki söylemi de kadınlarımız önlerine koyacaklar ve ellerini de kafalarının içine alacaklar, düşünecekler…
Yetmeyecek, bir daha düşünecekler…
O da yetmeyecek, bir daha düşünecekler…
Çünkü bu sözleri karşılaştırdığınızda göreceksiniz ki, her ikisinin arasında çok büyük anlam farkı var.
Sayın Başbakan, ülkemin kadınına “Sen çocuk doğur, evde otur, çocuklarına bak, kocana KADINLIK et, ev işlerine bak… Senin yerin evindir” diyor.
Öteki taraftan ise ülkemin kadınına sesleniyorlar…
<ı>“Erkeğinle yan yana, omuz omuza ol. Eğitim al, üretime katıl… Elbette AİLE kur, bakabileceğin, eğitebileceğin ve ülkeye faydalı olarak yetiştirebileceğin kadar da çocuğun olsun. Çünkü bilinçli ve bilgili kadın bunu bilir” ı>diyor.
Başbakan bir yerde de yine ölçüyü kaçırıyor, gerçeği saklıyor.
<ı>“…Benim dört tane çocuğum var memnunum keşke daha fazla olsaydı. Bu kadar açık konuşuyorum ve hepside bereketi ile geldi. Eşim burada. Hiç ben öyle zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmadım." ı>
<ı>ı>
Aynen böyle söylüyor.
Evet, belki de <ı>“Zengin, varlıklı” ı>bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmemiştir. Daha doğrusu, öyle bir ailenin çocuğu olmadığı biliniyor. Ama kendi çocukları <ı>“Zengin, varlıklı ve gemi alabilecek kadar parası olan bir ailenin çocukları”ı> olarak doğmasalar da yaşadıkları ortada…
Gerçi sayın başbakan, memurun, esnafın, çiftçinin, dar gelirlinin geçinmesi için, yemesi, içmesi, giyinmesi, çocuğunu okula gönderip eğitimini tamamlaması için <ı>“Simit” ı>hesabı yapıyor ama aslında üç çocuğun dar gelirleri ile nasıl geçineceklerinin de şifresini vermiyor. O şifreyi kendine, evlatlarının gemi alımında başarılı olmaları için saklıyor.
Burada da o dar gelirli, geçim sıkıntısı çeken insanların <ı>“İnançlarına” ı>sesleniyor.
<ı>“…hepside bereketi ile geldi…”ı> deyip işin içinden çıkıyor. Onların <ı>“İnançlarını” ı>sömürüyor ama gelirlerin artırılması yönünde ne yapmaları gerektiğini söylemiyor.
Burada her ne kadar sevmesem de Turgut ÖZAL’a bir rahmet göndermem gerek. O, hiç değilse yol gösterip <ı>“Benim memurum işini bilir” ı>diyordu.
İşte ülkemin kadınları…
Başbakanınızın size ülkenin gelişmesinde biçtiği rol bu…
Doğuracaksın…
İşiniz sadece doğurmak… Tabi doğurdukça da görevinizin ne olduğunun bilincinde olacaksınız. O görev bilinci de nasıl bir şeydir, ben bilemem…
<ı>08 MART 2008 ı>