​ Sesiz ve derinden… / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '08

 
Kategori
Haber
 

Sesiz ve derinden…

Sesiz ve derinden…
 

Fotoğraf: www.milliyet.com.tr


<ı>Sesiz ve derinden…

Ülke genelinde her geçen gün, sesiz ve derinden bir yerlere doğru gidiş sürüyor.

Kimileri ülkenin bölünüp parçalanması yolunda çabalarken, bir başkaları ülkenin şeriat düzenine döndürülmesi yolunda direksiyonu zorlamaktadır.

Ben <ı>“Alkolik” seviyesinde değilim, hatta <ı>“Akşamcı” da değilim. Hiçbir zaman alkollü içki içmek aklıma gelmez, hatta <ı>“Epeyden beri içmedim” gibi bir cümle de kurmam. Eğer çok sevdiklerimle birlikte olursam, ortam hoşuma giderse, muhabbet koyulaşmışsa ve başkaları da <ı>“Yudum”luyorsa, eskiden yaptığım gibi yapmam, bir kadeh ile yetinir ama içerim. Yirmi sene var ki alkol beni boşadı, ben de onu… Sadece yeni eğilimlerde olduğu gibi, <ı>“Ayrılsak da dostluğumuz(!) devam ediyor” gibilerden gidiyor.

Hadi biliyoruz kimin ülkeyi bölüp parçalamak istediğini…

Ya ülkeye <ı>“Şeriat düzeni” getirmek için uğraş verenlere ne demeli, hani insanın gözünün içine bakarak da yapmıyorlar mı?...

Örneğin <ı>“İçkili yer” ruhsatının verilmesi konusunda, ilgili belediyelerin kendilerine göre tavır almaları. Oysa Resmî Gazetenin 3.4.2004 tarih ve 25422 sayısında ve Tebliğler Dergisinin MAYIS 2004 tarih ve 2560 sayısında bununla ilgili bir yönetmelik var. Bu yönetmeliğin 5. maddesine göre nerede <ı>“İçkili yer” açılacağı net olarak belirtilmiş.

Aynen şöyle

<ı>

<ı>Zorunlu Uzaklık

<ı>Madde 5 —<ı> Umuma açık yerler ve içkili yerler ile okul binaları arasında kapıdan kapıya en az 100 metre uzaklığın bulunması zorunludur.

<ı>Umuma açık yerler ve içkili yerler ile özel eğitime muhtaç bireylerin devam ettikleri öğretim kurumları ve okullar dışındaki diğer özel öğretim kurumlarının aynı binada bulunmaması zorunludur.

<ı>

Dahası, okul veya eğitim yeri açılırken bile <ı>“Okulların açılmasına izin verilirken, o yerin en az 100 metre civarında umuma açık yerler ile içkili yerlerin bulunup bulunmadığı, özel eğitime muhtaç bireylerin devam ettikleri öğretim kurumları ile okulların dışındaki diğer özel öğretim kurumlarının açılmasına izin verilirken de aynı binada umuma açık yerler ile içkili yerlerin bulunup bulunmadığının tespiti, il millî eğitim müdürlüklerince yapılır” diye kayıt konularak, bir anlamda eğer o yerde <ı>“İçki” varsa eğitim yerinin açılmasına izin verilmiyor…

Yani, okul veya eğitim yeri açılacak diye <ı>“İçkili yer” ruhsatı iptal edilmiyor, yok sayılmıyor.

Hal böyleyken, belediyeler kendilerine göre burada yazılı kuralın sadece <ı>“100 metre” bölümünü alıp, başka kurallar da koyabiliyorlar. Tabi konulan kurallar öylesine kurallar ki, ruhsat almak olası değil.

Bir taraftan <ı>“İçkili yer” ruhsatı almaya zorluk çıkarmak, öte taraftan yenilenmesinde bile aynı yöntemi uygulamak ile insanlar bezdiriliyor.

Bu bir tarafa…

Açık-saçık gerekçesi ile yine reklâm afişleri de bu uygulamadan kendilerine düşen payı alıyorlar.

Bu iş nereye kadar gidecek bilinmez. Ancak hükümete ve <ı>“Demokrasiden, özgürlüklerden ve herkese eşit mesafede olmaktan” söz eden iktidarın başına ve onların belediye başkanlarına sorduğunuzda, verilen cevap hep aynı: <ı>“Sahi mi yahu!… Gerçekten mi!… Benim haberim yok, müdürüm yapmıştır” oluyor. Eğer bu sorular Başbakan’a sorulursa o da sorumluluğu belediyelere atmakta bir sakınca görmüyor.

<ı>xxx

Bu gün dostum kardeşim ve <ı>“Fıkra üretim merkezim” Sayın Şakir KARPAT ile karşılaştık asansörün başında. Biraz sitem etti… Haksız da sayılmaz hani, bir çok fıkra göndermişti, hiç birine elimi sürememiştim. Ama ben de hemen savunmaya geçtim ve <ı>“Tamam dostum da… Senin fıkraların birçoğu sansürlenmeden olmuyor ki” dedim.

Hadi şimdi o fıkralardan sansür gerektirmeyenlerden birini size aktarayım. Ama siz de yukarıdaki yazıyla bağlantı kurmayın hemen. Kurarsanız da ben karışmam… Söyleyeyim de, ne olmaz, ne olur sonra…

<ı>xxx

Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...

İsviçrelilere; Düzenlilik ve Yasalara saygı...

İngilizlere; Soğukkanlılık ve asalet...

Japonlara; Çalışkanlık ve Sabır...

İtalyanlara; Neşe ve Romantizm...

Fransızlara; Şarap ve güzel yemekler v.s...

Ve Türklere; Zekâ ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi…

Meleklerden biri, bu dağıtımdan sonra Tanrı'ya sormuş?

<ı>"Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz<ı> <ı>ama Türklere üç tane."

<ı>"Evet, ama" demiş Tanrı <ı>"Onlar da sadece ikisini<ı> bir arada <ı>kullanabilecekler."

Böylece; Bir Türk zeki ve Tayyibci olduğu zaman <ı>dürüst olmayacak...

Bir Türk dürüst ve Tayyibci olduğu zaman <ı>zeki olmayacak...

Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman <ı>Tayyibci<ı> olmayacak…

<ı>xxx

Nasıl?

Beğendiniz mi?

<ı>06 MART 2008

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..