- Kategori
- Haber
Önerdiğiniz “Çözüm” nedir?

Kim karıştırıyor? Neden karıştırıyor? Ne faydası var? Çözüm "Cevap"da yatıyor.
Geçen akşam NTV televizyonunda Can DÜNDAR’ın sunduğu programda, Milliyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni <ı>Sedat ERGİNı>, Taraf Gazetesinden <ı>Yasemin ÇOGARı>, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni <ı>Mustafa KARAALİOĞLUı>, Hürriyet Gazetesi Yazarı <ı>Oktay EKŞİı> ve Kanal D Haber sunucusu, yazar <ı>Mehmet Ali BİRANDı>’ın katıldığı programı izledim.
Konu, yine Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a yaptığı askeri operasyon ve bunun üzerinde kopartılan fırtına idi. Ve tam bu saatlerde de Genelkurmay Başkanlığı’nın bildirisi haber kanallarına düşünce, bu programda da sıcağı sıcağına tartışmaya açıldı.
TSK’nin bildirisi, oybirliği ile <ı>“Şık”ı> bulunmadı.
Olabilir, bildiri kimileri tarafından <ı>“Şık” ı>bulunmazken, bazıları da <ı>“Yerindeydi” ı>diyebilir. Bana göre de çok <ı>“Şık” ı>olmamasına rağmen, asıl sorumlunun <ı>“İktidardaki” ı>AKP ve hükümetin başının olduğunu düşünüyorum.
Bu yazımda esas olarak<ı>; Oktay EKŞİı>’nin <ı>Yasemin ÇONGAR’ı>a sorduğu soruyu, tüm ülke geneline sormak. Bana göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayan halkın arasında <ı>“Kürt sorunu” ı>diye bir şey yok.
Eğer varsa böyle bir sorun, <ı>Oktay EKŞİ’ı>nin <ı>Yasemin ÇONGAR’ı>a sorduğu gibi soruyorum…
Önerdiğiniz<ı> “Çözüm” ı>nedir?
Yalnız peşinen şunu söylemek istiyorum. Soruna çözüm önerirken <ı>Yasemin ÇONGARı> gibi olayın etrafında dolaşıp durmayın. Açık ve net ortaya koyun ne koyacaksınız…
<ı>xxxı>
Yine Hakkâri günleri…
Halit; <ı>“Abi… Akşam yemeği için davet var, bu gün oraya gideceğiz”ı> dedi. Davet eden, Hakkâri’de bir kamu kuruluşunda çalışan ve Halit’in yakın bir akrabası. Epeydir davet ediyordu ama bir türlü gidemiyorduk. O akşam davete icabet etmeye karar verdik ve gittik.
Yemekte, bizim dışımızda yaklaşık 15 kişi daha vardı. Bir kaçı hariç, diğerleri ev sahibinin akrabaları idi…
Yemekten sonra <ı>“Muhabbet” ı>ortamına geçildi… Çaylar yudumlanmaya başladı… Tam bu sırada, misafirlerden biri, elindeki kumanda ile kanalları karıştırmaya başladı ve MED TV kanalında durdu. O tarihlerde PKK bu kanaldan propaganda yapıyordu ve yörenin hemen hepsi de bu kanalı izliyordu. Kanalı bulan kişi, sanırım saatini biliyordu ki, haber saatinde o kanalı seçmişti.
Türkçe verilen haberlerde, TSK’nın bölgedeki operasyonlarından ve kendileri ile ilgili propaganda düzeyinde haberleri verirken ben de sürekli gülümseme ile haberleri izledim.
Haber sonrasında kanalı açan kişi bana döndü ve <ı>“İbrahim Abi… Haberleri izlerken sürekli gülümsedin. Niye?”ı>
<ı>ı>
Cevabım şöyle oldu…
<ı>“Sen de biliyorsun, ben de biliyorum ki, verilen haberlerin hiç birisi, haberin aslına uygun değil. Yani, hepsi de yalan yanlış bilgiler. Gülmeyeyim de ne edeyim. Sen şimdi bu haberlerin doğru olduğuna inanıyor musun?”ı>
<ı>ı>
Böyle bir cevabı beklemiyor olmalıydı ki <ı>“Niye doğru olmasın” ı>diye kısa bir cevap verdi ve bu kez haberlerin üzerinde konuşmaya başladık ve verdikleri haberlerden o gün için kendilerine göre <ı>“Önemli” ı>sayılan üç haberi ele aldık ve doğruları onlara anlatmaya başladım.
Söylediğim sözlerin hiç birine cevap vermediler…
Bunun üzerine o kişiye <ı>“Bak… Sen de biliyorsun, ben de biliyorum ki, bu haberlerin hiç biri doğru değil. Hatta, şimdi bu odada oturanlardan bir kaçı, misafirlikten kalktıktan sonra PKK ile ilişkiye girecekler. Dolayısıyla, insanları yanlış yerlere sürükleyen bu haberlere inanılmaması gerekir”ı> dedim.
Bu kez o kişi, tümden şaşırdı kaldı. Biliyordum ki içlerinden bir kaçı, PKK’nın istihbaratından birileri idi. Ama <ı>“Kanıt” ı>henüz yoktu.
Sonra tartışma <ı>“Özgürlükler” ı>ve <ı>“Haklar”ı> konusuna geldi.
O zaman <ı>“Bakın… Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı sıfatıyla, gelin Anayasa’nın başlangıç ve ilk dört maddesine hepimiz birden kalıbımızı basalım. Ondan sonra oturup MİLLETÇE konuşalım. Olur mu?”ı>
<ı>ı>
Verdikleri cevap, bu gün de verdiklerinin aynısı…
<ı>“Niye?... Madem oturup konuşacağız, BİRİNCİ maddesinden de başlayalım. Başlangıcı da ortaya koyalım.”ı>
<ı>ı>
<ı>ı>
<ı>ı>
İşte bugün sorun, bence bu anlayışta kilitlidir. Çünkü bu anlayış henüz değişmemiştir.
<ı>xxxı>
<ı>Yasemin ÇOGARı> da, onun gibi düşünenler de, gerçeğin ne olduğunu bildikleri için, konunun hep kenardan köşesinden dolaşıyorlar.
Ama artık <ı>“Kenar-köşe” ı>dolaşılmasına da gerek kalmadı…
PKK’nın TBMM çatısı altındaki uzantısı, her ortamda ne istediğini açıkça söyleyebiliyor. Demek oluyor ki <ı>“Özgür ifade”ı> diye bir sorun kalmamış. İfadeler, istekler bu <ı>“Özgürlük” ı>sınırları içinde söylenmeye başladı bile. Mesele, isteklerinin nereye kadar vardıracaklarında. Onları da yavaş yavaş açıyorlar.
Diğer taraftan…
Bizim TBMM’sindeki milletvekillerimiz, iktidar mensuplarımız, hükümetimizin başı ve üyeleri, muhalefetimiz ise Sayın Başbakan’ın tek başına ellerine verdiği değişik çelik-çomaklarla uğraşırken, ülke dışından, ülkemizin, vatanımızın <ı>“Ortadoğu” ı>projesi içinde yeniden şekillendirilmesi yolunda sinsice planların uygulanmasına devam edilmektedir.
Oysa… Doğu ve Güneydoğu bölgemizin asıl sorunu, <ı>ekonomik ve sosyal alandakiı> geri kalmışlık. İşin <ı>“Siyasi boyutta” ı>var gösterilmeye çalışılan tarafı ise, sadece PKK ile DTP milletvekillerinin sorunu ve yaratılan bu sorunlar üzerinden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde yapılan <ı>“İnce” ı>hesaplar…
Ve ne acıdır ki…
Aydını, cahili…
Bileni, bilmeyeni…
Bu işe elbirliği ile ortak olmaktadır.
<ı>06 MART 2008 ı>