- Kategori
- Kültür - Sanat
Kalıpsız kalıplaşan laflar
Bir şeye belli bir biçimi vermek için kullanılan o biçimin özelliklerini taşıyan araca kalıp derler. Beton kalıbı, kundura kalıbı, şapka kalıbı, harf kalıbı, elbise kalıbı gibi. Kutu biçiminde olan bazı şeyler için de parça anlamına gelir. Buna da peynir kalıbı, sabun kalıbı örnek verilebilir.
Bazen, kalıbının adamı olmayan kişinin kalıbına bakarsın adama benzer. Kimi şaklabanlar da kalıptan kalıba girerler.
Köylünün birisi günlerden bir gün şehre inmiş. Bir iki alışveriş ettikten sonra bir de ayakkabı almak istemiş. Birkaç ayakkabı dükkanına girmiş ama bir türlü ayağına göre ayakkabı bulamamış. Son girdiği ayakkabıcı bir çok ayakkabı denedikten sonra ”amca senin ayağın biraz kalıpsız. Giydiğin ayakkabının numarası tutsa tarağı tutmuyor. Tarağı tutsa numarası tutmuyor” demiş.
Adam hepsine evet demiş de “kalıpsız” lafına içim içim içerlemiş. Kalıpsız lafı hangi kötü anlamlara gelmez ki. Adama “kalıpsız” diyeceğine “ayı” desen daha iyi.
Adam aldığı öteberiyi eşeğine yükleyip köyünün yolunu tutmuş. Köyünün altındaki yokuşun başına geldiğinde yönünü şehre doğru dönüp, kendisine “kalıpsız” diyen ayakkabıcıyı karşısına almış gibi ” kalıpsız sensin” demiş.
Gelelim kalıpsız kalıplaşmış laflara.
Birisinin ağzından “Ey benim işçim, köylüm, memurum, esnafım, emeklim, dul ve yetimim, dar gelirlim” diye bir konuşma başlığı duydunuz mu bilin ki orada siyaset yapılıyordur. Yalnız siyasilerimiz hitap edeceği bu kitleleri eksik sayarlar hep. Ben olsam, dilencim, işadamım, köşe veya kitap yazarım, şarkıcım, türkücüm, mankenim, futbolcum, topçum, popçum, ressamım, boş gezenim, hırsızım, uğursuzum, diye de seslenirdim. Onlar da bu güzel ülkenin güzel vatandaşları değil mi ?
Onlara da seslenirdim ki daha çok oy alayım, her kesimden oy alayım. Herkesten oy alayım ki, herkesi temsil etme yetkim tam olsun.
Bizde partilerin genel söylemleri genelde, din, ırk ve laiklik üstünedir. Birisi din, iman, kitap, kuran sözleriyle dini duygulardan girmeye çalışır damara. Birisi yakasına bir Atatürk rozeti takar, kendinden başka Atatürkçü tanımaz. Birisi Türklüğümüzü ele alarak siyaset yapar meydanlarda.
Peki bir Türk hem Müslüman hem Atatürkçü olamaz mı? Olur, buz gibi olur, bal gibi olur.
Bir de çok sıkça kullanılan kimin kime söylediği belli olmayan ”kendine iyi bak” sözü var. Bakacaksın da, doktor ”kepekli ekmek yiyeceksin, her gün bir saat yürüyüş yapacaksın, katı yağ yemeyeceksin, tuz yasak, kırmızı et yok” demediyse eğer.
Şimdi gelelim hava durumumuzun kalıbına.
“Yurdumuz balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına girdi. Orta ve batı Akdeniz Basra alçak basıncının ektisinde kalacak. ”Yağışı Balkan’lardan, alçak basıncı Basra’dan gelen ne ala bir memleketimiz var.
Al sana kalıplaşmış bir hava durumu raporu.
Tut ki bir kaza oldu, ya da bir doğal afet oldu. Ya apartman çöktü, ya yabancı bir kapıda patlama oldu. Kalıptan çıkma kalıpsız laflar hazırdır: ”İlk belirlemelere göre... ””Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.”
Belediye hoparlöründen “Tüm dost akraba ve din kardeşlerimize duyurulur.” diye bir anons duydunuz mu bilin ki bir din kardeşimiz “hakkın rahmetine” kavuşmuştur.
Kimi ölene üzülür. Kimi cenaze merasimindeki kalabalığı konuşur. Bilinir ki fakirin amincisi az olur.
İmam sorar ”rahmetliyi nasıl bilirdiniz? ”Herkes ölenin gelmişini, geçmişini, gözlerinin önünden geçirir ve bağırır ”eyi biliriz”, ”Allah gani gani rahmet eylesin.” Amiiin!
Bazen adamı doğduğuna pişman ederler, bazen de öldüğüne. Adam ölmüş kurtulmuştur. Arkasından edilecek kalıp kalıp sözler bellidir. ”Ölenlere Tanrıdan rahmet, yaralananlara acil şifalar geride kalanlara sabır ve başsağlığı dileriz”
Bir gün yaşlı banka emeklisi ölmüş. Tabutunu çalıştığı bankanın önüne getirmişler.
Bankanın yeni müdürü adamın öz geçmişini anlattıktan sonra sözü imam almış:
-Bu rahmetli kardeşiniz, dünyanın en dürüst, en cömert en çalışkan bir insanıydı. Çok iyi bir aile reisi, çok mükemmel bir koca, aynı zamanda da sevecen bir babaydı, demiş.
İki çocuğunun arasında ağlamakta olan hanımı imamın dediklerini duyduktan sonra büyük oğluna dönerek:
-Oğlum, hele git iyice bir bak bakayım, tabutun içindeki sahiden baban mı, demiş.
Haydi, kapatın telefonu. ”Ben size döneceğim.” Dönecekmişim...
Ne var şimdi bunda gülecek.