​ Kanayan yaramız, kadın cinayetleri / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '14

 
Kategori
İlişkiler
 

Kanayan yaramız, kadın cinayetleri

Kanayan yaramız, kadın cinayetleri
 

Gün yok ki bir kadın cinayeti ile sarsılmayalım.


Gün yok ki bir kadın cinayeti ile sarsılmayalım. 
 
Erkekler her zaman adını namus davası koysalar da kıskançlıkları için, vehim ve korkuları için, baskı kuramadıkları için, yerli yersiz şüpheleri için, el alemin, anne babalarının dolduruşuna geldikleri için, töreleri öyle buyurduğu için eşlerini, kızlarını, kaynanalarını, kız kardeşlerini öldürüp duruyorlar.
 
Dini yanlış bildikleri, namusu farklı anladıkları için yaptıkları hataların da haddi hesabı yok. 
 
Öldürmek sadece yolun sonuna gelenlerin gerçekleştirdikleri bir eylem. Oraya gelinceye kadar neler yaşıyor, neler yaşıyorlar, ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. 
 
Yani ölüp bu adamların elinden canlarını vererek kurtulanlardan çok daha fazlası her gün ölüp ölüp diriliyor. 
 
Ölümden ötesi var mı? Yok. Ölüm son nokta. 
 
Hani düşünün yüzlerce insan başka yüzlerce insanı kovalıyor ve bunların bir kısmı uçurumun yanına kadar geliyor. Hepsi gelir mi, gelmez. Çünkü her yerde uçurum yok. Ama gelenlerin önemli bir bölümü de arkasından kovalayana teslim olmaktansa atıyor kendisini aşağı. Ya da iteklenip düşürülüyor. 
 
Peki ya diğerleri? O uçurumun yanına bir türlü varmayan, varamayanlar; uçuruma değil de ormana, dağa, bağa kaçanlar?
 
Onlar o korkuyla, o telaşla, o can havliyle kaçabildikleri kadar kaçıyorlar. 
 
Bir yere kadar kaçıyorlar tabii, sonunda yakayı ele veriyor. Bu korktuklarının başlarına gelmesi oluyor. Zaten korkmuş oldukları için direnemiyorlar, tepki gösteremiyorlar, vuramıyor, kendilerini savunamıyorlar. 
 
İpsiz sapsızdan çekiyorlar, sarhoştan çekiyorlar, berduştan çekiyorlar, yetmiyor sizin elit, seçkin, iş güç sahibi, efendi ve hatta duruma göre dindar dediğiniz adamdan da çekiyorlar. 
 
Hani her efendi bilinen efendi, her dindar bilinen dini bilen dindar, her seçkin konumuna göre davranan seçkin olsa. Maalesef değil. 
 
Her kesimde var yanlış yapan.  
 
Peki ne yapalım dersiniz?
 
Hükümetimiz bir yasa çıkarsın. Bu durumdaki insanları toplayıp psikologlara, psikiyatristlere gönderip masrafları karşılasın.
 
Olur mu dersiniz? Sorun çözülür mü?
 
Bu insanlar o tedaviyi kabul ederler mi? Kendi yanlışlarını ve anormalliklerini kabul ederler mi?
 
Diyelim ki ettiler, gidip o uzmanlara sorunlarını, sıkıntılarını, umup da bulamadıklarını samimi bir şekilde ve ayrıntılı olarak anlatırlar mı?
 
Olmaz değil mi?
 
Peki niye olmaz?
 
Neyse bunu bir kenara bırakalım. Kadın derneklerinin de, bizim de savunduğumuz başka bir şeyi talep edelim yeniden. 
 
Cezalar ağırlaştırılsın. İbreti alem için cezalar yükseltilsin. Herkese ders olsun, göz dağı olsun. 
 
O bitirir mi kısa vadede bu sıkıntıları?
 
Bizler bu kafayla devam edersek bitirir mi dersiniz?
 
Evet, bitirir ama belki elli yıl sonra. 
 
O cezaların anlaşılıp gerçek anlamda önce korkuya sonra da bilince dönüşmesi bir elli yıl alır. Mahkemeler bu kararları kısa sürede verebilirse tabii. Yine mahkemelerdeki karar vericiler o baskıcı adamlar için “namusunu temizlemiş olma” indirimi yapmazsa. 
 
Peki yeniden sorayım. Bu işten kısa vadede ve daha etkili hangi yöntemle kurtuluruz?
 
Benim aklıma bir çözüm geliyor ama.
 
Ama bu yazı fazla uzadı. Bizim çoğumuz öyle uzun yazılar okuyacak kadar sabırlı değiliz. 
 
İsterseniz onu başka bir yazıda ele alayım.
 
Hani aklımdan geçenler tam ve kesin çözüm mü, bunu iddia edemem. 
 
Düşündüklerimin ne olduğunu da izninizle söylemeyeyim. 
 
İyice düşünüp derli toplu hale getirdikten sonra yazıya dökeyim.
 
Ben bir şeyler düşüneyim, sizler de bir şeyler düşünün. Hep birlikte bu ateşi söndürmek için kime ne söylenmesi gerekiyorsa söyleyelim, ne yapılması gerekiyorsa yapalım.
 
Bu gidişe bir an önce dur demenin yollarını bu başlık altında birlikte bulmaya çalışalım.
 
 
 
04 Aralık 2014 Perşembe
23:07
 
 
Toplam blog
: 284
: 245
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..