- Kategori
- Güncel
Kandırılıyoruz ey halkım!

Barış mı, savaş mı?
Tabii ki barış, tabii ki sulh. Sulh içinde, insanca ve adil bir toplumda yaşamayı kim istemez? Ülkemiz son günlerde, teröristbaşı’nın sözüm ona barış çağrısı ve İsrail’in özrü ile çalkalanıyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan dâhil neredeyse tüm yöneticilerin ve aydınlarımızın bir bölümünün ağzından ‘barış’ kelimesinden başka bir şey duyamaz olduk. Türkiye Cumhuriyeti bir savaş içindeydi de, bizim mi haberimiz yoktu acaba? İsrail’in özrünü bir başka yazımın konusu olarak rezerve edip, şu sözde barış çağrısının önemli noktalarını analiz etmek ve duygularımı paylaşmak istiyorum:
Teröristbaşı ne mesajlar vermeye çalışıyor?
Habur süreci ile başlayıp, kaçırılıp aylarca rehin tutulan asker, polis ve kaymakam adayının teslim edilmesi esnasında yaşananlarla perçinlenen utanç, üzüntü, kaygı ve aşağılanma duygusu; İmralı’ya giden gelen heyetler, 21 Mart mitingi ve sözde barış çağrısı ile tavan yaptı maalesef.
Teröristbaşı sözde barış çağrısının bir bölümünde (ki bana göre en dikkat edilmesi gereken bölümüdür) şöyle diyor:
“… yakın tarihte Misak-ı Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı'nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.
Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.
Misak-i Milli'ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti'nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkûm edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurîleri ve Arapları birleşik bir "Milli Dayanışma ve Barış Konferansı" temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum…
Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.
Zamanın ruhunu okuyamayanlar, suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler…”
Çağrıdaki mesajları biraz daha açarsak, teröristbaşı kendince şunları diyor:
- 90 yıllık Cumhuriyetin sonuna gelinmiştir,
- Türkiye, Suriye, Irak ve İran’dan koparılacak topraklarla ve halklarla yeni bir devlet, yani Kürdistan kurulacaktır. Amerikan ve İsrail çıkarlarına hizmet edecek ve onların hamiliğine muhtaç olacak bu yeni devlet zaten Büyük Ortadoğu Projesi’nin başlıca amacıdır.
- Bu projenin önünde duranlar uçuruma sürüklenirler (hâlâ Ergenekon, Balyoz ve casusluk davası nedir diye soracak mısınız?)
Barış bunun neresinde?
Teröristbaşı, geçmişte ne söylüyor, neyi savunuyorsa bu gün de aynı ütopik düşünceler içindedir. Kendisinin eski konuşmaları, demeçleri ve kitapları incelendiğinde, terör örgütünün uzantısı siyasi parti sözcülerinin bu güne kadar söyledikleri alt alta konulduğunda, çizgilerinde hiçbir geri adım olmadığı görülecektir. 21 Mart Diyarbakır (yoksa Amed mi demeliyim?) mitingi, Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin üniter yapısı için ne yazık ki tam bir hezimettir.
Sözde mektubun, kamuoyu tarafından daha dikkatli okunup yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Dünyadaki diğer örneklere (İspanya, İngiltere vb) bakınca umutlu olmamızı gerektirecek bir durum da yok maalesef. Çünkü silah bırakmaktan, devletin egemenliğini kabul etmekten söz etmeyen ve yaşattıkları için Türk ve Kürtlerden özür dilemeyen bu sözde barış çağrısının özde sakat ve ciddiye alınamaz olduğunu düşünüyorum.
Misak-ı Milli mi? Yaşasın!
Günümüzde yaşadığımız terör hareketini, Milli Kurtuluş Savaşımızın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevi olarak niteleyen bir kişiden barış önderi yaratmak, hayal sınırlarını bile fazla zorlamak olmuyor mu? Bu çağrıyı Misak-ı Milli sınırları içinde olan, fakat bugün bizden koparılmış toprakları, Musul ve Kerkük başta olmak üzere, tekrar Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma çağrısı olarak görenler, eğer hıyanet içinde değillerse bile en azından gaflet ve dalalet içersindedirler. Yeni bir, ‘bir koyup üç alma masalı’ mı yoksa?
Milliyet Gazetesi Ankara Haber MüdürüSerpil ÇEVİKCAN 23 Mart 2013 tarihli köşe yazısında, İmralı sürecine karşı çıkanları ikiye ayırmış:
Bir; yapanı beğenmeyenler. İki; yapılanı beğenmeyenler.
Sayın ÇEVİKCAN’ın bahsetmediği bir diğer grup daha var ki, ben o gruba dâhilim:
Hem yapanı, hem de yapılanı beğenmeyenler.
İZMİR, 25 Mart 2013
Not: Tam yazım biterken radyoda Ferhat GÖÇER’in sesinden bir şarkı başladı:
Vur kadehi ustam bu gece de sarhoşuz,
Kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz,
İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze,
Bundandır böyle dibe vuruşumuz.