​ Kanlı barış tiyatrosu / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '13

 
Kategori
Siyaset
 

Kanlı barış tiyatrosu

Kanlı barış tiyatrosu
 

İmralı Tatil Adası


Birazcık gerilere gidelim.

Aysel Tuğluk, Diyarbakır’da toplanan, Demokratik Toplum Kongresinde neler demişti? Anımsayalım:  

"… Tarihin dönülmez noktasındayız. 9 yıldır Kürtler tahammül gösterdi. Defalarca ateşkes ilan edildi, şans verildi, uzlaşı ve çözüm arandı. Ancak Sayın Başbakan ve AKP iktidarı oyalamak, tasfiye etmek dışında bir yol bilmediler. Bu artık netleşmiştir ve Kürtler hükmünü vermiştir, çözüm AKP’ye rağmen gelişecektir. Kürtlerin bu anlamda sabrı da bitmiştir, tahammülü de. Devletle olmuyorsa, halkımız kendi demokrasisini kuracak ve kendi kurduğu bu sistem içinde yaşamasını bilecek kadar örgütlüdür. Bu statüsüzlük durumu daha fazla devam edemez. Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi bilinmez. Ancak bir statü kazanılacak ve ne pahasına olursa olsun savunulacaktır. Araf halindeyiz (Cennetle cehennem arasındayız, demek istiyor.).”

“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'Güzel şeyler olacak' demişti. Onca zaman geçti, olmadı. Şimdi yine keskin bir dönemeçteyiz. Dilim varmıyor demeye ancak, ‘Kötü şeyler olacak.’ ifadesini bir his olarak dillendirmek durumundayım. Kürt meselesiyle ilgili olan herkes bilebilir ki, ağır ağır değil, hızlı hızlı sıfır noktasına doğru gidiyoruz"

" TSK denen militarist kurum eylemsizlik pozisyonundaki gerillaya karşı olağanüstü bir güç ve teknikle operasyon düzenliyor ve en son Dersim’de 7 cana kıyıyor. Hepiniz bilirsiniz, bu şehrin acısı ve öfkesi biriktikçe kimseyi tanımaz."

, "Açık ve net cümleler ile ifade etmek istiyorum. Kürtler her türlü soykırıma karşı var olma ve direnme mücadelelerini tereddütsüz sürdüreceklerdir. Evrensel hukuk bu hakkı tanımaktadır."

“Kürtler kendi çözümlerini bulmak ve inşa etmek sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Süreç, artık demokratik özerklik çözümünü, kendi öz iradesi ve öz örgütlülüğüyle inşa etme sürecidir."

Neden böyle konuşuyor Aysel Tuğluk? 

Yetkililer kimi sözler vermişler; verdikleri sözlerin gereğini yerine getirmemişler ya da getirememişler.

“9 yıldır Kürtler tahammül gösterdi. Defalarca ateşkes ilan edildi, şans verildi, uzlaşı ve çözüm arandı. Ancak Sayın Başbakan ve AKP iktidarı oyalamak, tasfiye etmek dışında bir yol bilmediler.” sözlerindeki “oyalamak” sözcüğü her şeyi anlatıyor.

Daha sonra ortaya çıkan Oslo süreciyle durum anlaşıldı zaten. “Teröristlerle görüşecek kadar şerefsiz değiliz.” diyenler, “Biz görüşmedik, devlet görüştü.” demeye başladılar.

Bu tutarsızlık ve basiretsizlikler yüzündendir ki terör örgütünün uzantısı olarak Meclis sıralarını işgal edenler; temsil görevini     -yemin ederek- üstlendikleri ulusun büyük bir bölümünü tehdit etme cüretini gösterebilmektedirler.  

Durumu bu noktaya kadar getiren, AKP iktidarıdır. Devletin temellerini sarsarak; taşıyıcı kolonlarını aşındırarak; 600 bin kişilik ordu ve 200 bin kişilik polis gücünü, 5-6 bin kişilik bir terörist örgüt karşısında, çaresiz kalacak bir konuma düşürdü.

Nasıl başardı(!) bunu?

Bir yandan, seçim kazanma kaygısıyla terör örgütüne umut verirken öte yandan, ordunun ve hukuk kurumlarının elini ayağını bağlayarak… Cumhuriyet kurumlarını işlemez duruma sokarak… Ya da bu kurumları, laik cumhuriyet karşıtı kapıkullarıyla doldurup parmaklarına bağladıkları iplerle oynatarak…
***
Benzer bir açılım süreci başlatıldı son günlerde. Amaç, yaklaşan seçimler için güç kazanmak… Terör örgütüyle ve sivil uzantılarıyla yeni bir barış sağlayarak geçici sessizlikten yararlanmak… Sağlanacak sessizlik döneminde halkı yanıltmak… Aynı zamanda, terör örgütünün isteklerini, halkın hazmetmesinin koşullarını yaratmak… Başkanlık sistemine geçiş yolunda, elini güçlendirmek… Anayasayı bu bağlamda düzenleme olanağını sağlamak…

Aslında AKP, bu yolda yalnız değil. ABD ve Avrupa’nın egemenleri, en büyük destekçisidir. Bunda kuşku yok. Ancak sadece dış destek yetmeyebilir. Bu büyük(!) amacı gerçekleştirmek için içeride de desteğe gereksinimi var. Birçok konuda MHP’nin desteğini alıyor ama “Kürt sorunu” konusunda, MHP’den destek alması olanaksız. CHP’nin de cumhuriyet konusundaki duyarlılığı belli. Barışın ancak Meclis çatısı altında gerçekleşeceğini ve Anayasanın başlangıç maddelerinin değiştirilemeyeceğini savunuyor üstelik. Başkanlık sistemine de gıcık oluyor, doğal olarak.

Geriye kalıyor BDP. BDP’lilerin AKP aleyhine esip savurmaları, inandırıcı gelmiyor bana. AKP’nin kendilerini oyalamasından hoşlanmadıkları doğru ancak “demokratik özerklik” ve ana dilde eğitim hakkına yakın durduklarını da biliyorlar. “Tek ulus, tek dil, tek bayrak” söyleminin, seçmeni yatıştırma amaçlı olduğunun farkındalar.

AKP ile BDP dayanışma içerisinde olmak zorunda olan iki partidir. İkisinin de gizli amaçları ve bu amaçlara giden yolda, birbirlerine gereksinimleri var. Bu amaçlar, birbirlerine engel değil destek…

Başkanlık sistemi, “demokratik özerkliğin” yolunu açacak bir sistem. Çok dilli eğitime de uygun. Aynı biçimde; “demokratik özerklik” ve ana dilde eğitimin de başkanlık sisteminde uygulanması kolaylaşır. Bu yüzden ben, AKP ve BDP’nin gizli bir dayanışma içerisinde olduğunu düşünüyorum. Halkın ve muhalefetin önündeki dalaşmalarını da kayıkçı kavgası olarak görüyorum. Yani, ikisi de yoksul gençlerin kanı üzerinden siyaset yapıyor.

Bugüne dek sürdürülen açılımlı saçılımlı, ateş kesli çatışmalı tiyatronun; halkı bıktırma ve duruma alıştırma çalışmaları olduğu ortada. Bu tiyatronun yazarı ve yönetmeninin, ABD olduğu ise genel kabul gören bir gerçek. Aklını kömüre, bulgura kiralamayanların bildiği gerçek...

***

Son günlerde BDP’lilerin yüzlerinin nasıl güldüğünü fark etmişsinizdir. Hepsi, barış meleği kesildiler. Yine de söylemlerinde, ince tehditlerden sakınmıyorlar. “…çözüm değil, tasfiye üzerine bir siyaset yürütülürse, o zaman da gerçekten vahim sonuçlarla karşılaşılır.” gibi…

Bu kez başarılacağını, neredeyse kesin bir dille söylemeyi de ihmal etmiyorlar. Yaza kadar bu işin biteceğini dillendirenler bile var. O kadar eminler yani. Sam Amcaları böyle fısıldamıştır belki, kulaklarına.  

***

Peki, önümüzdeki süreçte neler olacak? Kesin öngörüde bulunmak zor. Kimi olasılıkları sıralayalım:

1- Halkın, istedikleri kıvama geldiğine inanırlarsa Öcalan’ın da katkılarıyla(!) anayasayı değiştirecekler. Bu anayasada ulus adı geçmeyecek. Yeni anayasaya dayanarak, özerk bölgeler oluşturacaklar. Birçok yetkinin yanında, eğitimde karar yetkisini de bu bölge yönetimlerine verecekler.

Başkanlık sisteminin yolu açılacak, BDP’nin desteği ile Tayyip Erdoğan başkanlık koltuğuna oturacak.

Ergenekon sanıklarını koz olarak kullanıp genel af çıkarılacak. Terörist katillerin kurmayları, özerk bölgede siyasete atılacaklar. Alt kademedekiler, yerel güvenlik gücü… Artık BDP Milletvekilleri de danışmanlık, sekreterlik gibi işlerle yetinirler. Özerk bölge meclisinde elbet…

2- Anayasadan ulus adını silemez, özerk bölge oluşturmayı başaramazlarsa yerel yönetimlere kimi işlerde, özerklik tanıyarak bu sorunu aşmaya çalışırlar. Eğitim işlerini, yerel yönetimlere bırakırlar. Öcalan ve Kandil’deki temsilcileri kabul ederlerse elbet… Böyle olursa Kandil’deki silahlı güç, kesin çözüme kadar, orada kalmaya devam eder.

3- Halkın kıvamı, istenen düzeye gelmemişse ve tepkiler aşılamazsa şimdiye dek oynanan oyun, sergilenmeye devam eder. Aradaki çatışmasızlıktan yararlanan AKP, seçimleri kazanır, iktidarını korur. Kayıkçı kavgaları eşliğinde, yeni bir açılımı olgunlaştırma çabaları başlar. Hem de daha kanlı bir biçimde… Halkı; ölümü gösterip sıtmaya razı edinceye dek sürer bu oyun.

4- Ola ki halk uyanır da iktidar değişirse ne olacağını bilemem ama bugünkünden daha kötü olmayacağı kesin. En azından laik cumhuriyeti kaybetmemiş oluruz.

Haydar Bibinoğlu

 
Toplam blog
: 71
: 774
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..