Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Kapadokya Bize Kalmış Galiba!

Kapadokya Bize Kalmış Galiba!
 

Paşabağ'daki sevimli dost


Güzel bir uykudan sonra dinlenmiş olarak kalktık. Ama ne yalan söyleyeyim biraz daha uyuma imkanım olsa hayır demezdim doğrusu. Balon turuna katılacak arkadaşların saat 6:00 ‘da otelden ayrıldıklarını düşününce kendimi fazla miskin bulup, mızıldanmayı bırakıyorum. Bugün hava kapalı, pusun içinden birer ikişer baloncular görünmeye başladı. Kapadokya denince ilk akla gelen aktivitelerden biri balon turudur, fiyatlarını duyuncaya kadar ben de hevesliydim tura katılmakta. Ne yapalım bu istek başka bahara kaldı. Nasıl olduğunu arkadaşlar dönünce öğreneceğiz.

Ve hareket zamanı geldi. Sabah sabah ilk sürprizi bize aracımız yaptı, çalışmadı. Karasal iklimin azizliği olsa gerek, gece çok soğuk olmasından kaynaklı bir problem var anlaşılan. Biraz uğraşı ile araç çalıştı. İlk durağımız Zelve Açık Hava Müzesi. Müze’ye girdiğimizde vadide bizden başka kimsenin olmadığını görmenin şaşkınlığını yaşıyoruz. 5. ve 6. yy da insanların saklanma ve inziva amaçlı yaşadıkları yerleşim yeri olarak biliniyor. İki vadiden oluşan Zelve'de tünel ile vadiler arası geçiş imkanı var.

Yaşam mahallerini ve yerleşimlerini görünce o dönemde yaşayan insanların aklına bir kez daha hayran kalıyor insan. Bu şehirlerde tüm yerleşim savunma ağırlıklı. Herhangi bir saldırı anında hayatta kalabilmek adına tüm önlemler düşünülmüş. En zayıf noktaları havalandırma bacaları. Hem Göreme ve Zelve’deki gibi zemin üstüne inşa edilen şehirlerde hem de yer altı şehirlerinde zemine en yakın yerler en kolay vazgeçilebilecekler. Yukarı çıktıkça ya da aşağıda indikçe (yer altı şehirlerinde) en değerli malzemeler, yaşamak için olmazsa olmazlar konumlandırılmış. Labirent gibi koridorları aldatmacalar ile dolu. Bilmiyorsanız doğru yolu, kaybolabilir ya da yolun sonunda bir duvarla karşılaşabilirsiniz. En hassas alanlar havalandırma bacaları. Tüm katların havalandırmasını bu bacalar yapıyor. Düşmanlar tarafından kapatılması, savaşın kaybedilmesi demek.

Aldığımız bilgilerle bu bölgedeki yaşama dair gözümüzde canlandırdıklarımız ile yola koyuluyor ve üç başlı peribacalarının bir çok örneğini göreceğimiz Paşabağ’a ulaşıyoruz. Burada özellikle Hıristiyanlığın yayılma döneminde bu bölgeye gelen Misyoner Aziz Simeon’un hikayesi ilgi çekici. Aziz Simeon Kapodokya’da Paşabağ bölgesine geldikten sonra bir peribacasında inzivaya çekiliyor. Çevredeki halk her gün Simeon’a yiyecek yemek ve su bırakıyor. İnziva hücresindeki yaşam bu şekilde yıllarca sürüyor. Bir gün koydukları yemek ve suya dokunulmadığını anlayan halk Simeon’un öldüğünü anlıyor. O zamana kadar çıkmadıkları inziva hücresine çıktıklarında da gerçekten Simeon’un cansız bedeni ile karşılaşıyorlar. Rehberimiz ve aralarında eşimin de bulunduğu birkaç cesur arkadaş inziva hücresine çıkmayı başarıyor. Bize de aşağıdan onları seyretmek düşüyor. Özellikle giriş kısmı oldukça zorlayıcı, dar ve yüksek basamaklar bir noktada bitiyor sonrasında kol kuvveti ile kendini yukarı çekmek gerekiyor. Ben daha ilk birkaç basamaktan sonra pes ediyorum. Bu kadar dar alanda işim yok benim diyerek.

Paşabağı gezerken tanıştığımız bu sevimli köpiş, sevgisi ile yüreğimizi ısıttı. Uyulmak zorunda olan bir program olmasa ve beni bıraksalar burada soğuğa aldırmaz saatlerce onunla paylaşırdım zamanı.

Ve işte diğer bir durak noktamız Dervent Vadisi. Buradaki her volkanik oluşumu bir cisme benzetmek mümkün. En kolay anlaşılanı tabii ki araç park alanının karşısında tüm heybeti ile bizi karşılayan bu deve şekli. Sonunda Gökhan’ın çabaları sonuç veriyor ve göstermek istediği el şeklini de görüyoruz. Bundan sonra grupta,

- Aaa bak bu da şuna benziyor

diye haydi benzerini bul yarışması başlıyor adeta.

Gezinin merakla bekleyip, hayal kırıklığı yaşadığım bir kısmına geliyor sıra. Çanak – çömlek atölyelerinden birinin gezilmesi. Bu da tam paket program haline getirilmiş. İç mekanın dış ortama göre sıcak olması ve ikram edilen elma çayları hayal kırıklığını az da olsa yumuşatıyor. Önce ustanın şovu başlıyor hemen bir çanak yapıveriyor. Sıra geliyor bir isteklinin denemesine. Sonuç tabii ki hüsran. Tam ustanın da yardımıyla oldu derken tezgahtan kaldırılması ile altındaki delik fark ediliyor. Ve atölye sahipleri için beklenen zaman alışveriş zamanı. Satış mekanını birkaç bölüme ayırmışlar. 1. bölüm öğrencilerin ürünleri, 2. bölüm standart ürünler, 3. bölüm Hitit uygarlığının izlerini taşıyan eserler ve 4. bölüm sanatsal ağırlıklı eserler. Alınabilecek ürünler vasat dedikleri bölümde bulunuyor. Geri kalanına maddi anlamda ulaşmak çok zor. Çini bu bölgeye ait ve de özel değildir biliyorum ama İznik’te 70 liraya aldığım bir ürünün fiyatını 350 lira olarak gördüğümde buradan alışveriş yapılmaz fikrim daha bir pekişmiş oluyor.

Balona katılan arkadaşlar yaşadıkları deneyimin güzelliğini anlata anlata bitiremiyorlar. Havanın puslu olması ayrı bir gizem katmış Kapadokya’nın güzelliklerine. Ve gerçekten de vadiler içinde uçarken balon CNN Türk’deki programda gösterildiği gibi aşağılara iniyormuş. En unutulmaz görüntü ise bulutların içindeki Erciyes olmuş. Şans bize de bir sonraki seyahatimizde güler umarız. Kapadokya’ya tekrar gelmek için iyi bir bahane değil mi?

Bugün biraz daha erken dönüyoruz otele. Dinlenmeye zaman var anlayacağınız. Yemek sonrası gideceğimiz Sema Gösterisi için müthiş bir heyecan var içimde. Bir Sema Gösterisine katılmak isteğim Kapadokya’da gerçek olacak.

 
Toplam blog
: 67
: 1640
Kayıt tarihi
: 18.10.06
 
 

Biz Tiryaki ailesi gezmeyi ve gördüğümüz yerlerin fotograflarını çekmeyi çok seviyoruz. Blogumuzda, ..