- Kategori
- Deneme
Kapanır kapılar
''Ah etsem kime dokunur ziyanım, Beyhude gelir bana bu isyanım.''
İlk günleriydi...
Yeni gelin edasıyla, işveli ve de cilveli açılırdı her daim.
Geceden bozma sabahlarda, güneşin alaca karanlığa karışması çok değilken başlardı mesaisi. Fotr şapkalı asil eller okşardı ilk onu. Bilirdi, kapıdan ilk çıkan efendinin en son döneceğini!.. Gün öğlene dönmek üzereyken usul usul göğsüne vururdu bir çift pamuk el. Bir kahve içimlik zaman yolcusuydu komşular. Uğurlama merasimi dakikalarca kapı önünü muhabbetlerine dönsede, kulak kabartmazdı mahalle ağzı söylentilere. Acele acele yumruklanırdı heyecanını bastıramayan haylazlar tarafından... Kimi yetişilmesi mümkün olmayan bir hızla kaçar, kimi elinde meşin top, azıcık dikelirdi. Temiz, pak çıkan çocukların, kirli dönüşlerini beklerdi.
Bazen olurdu ya gecenin bir yarısı! Yarı korku yarı ölüm acısı...
Yardım için vurulurdu göğsü çaresiz eller tarafından, bir çare bulmak umuduyla. Meraklı bekleyişlere gebe kalırdı saatler. Haberi gelirdi evsahibesinden önce, derin uykuya dalan gözlerin veya dünyaya merhaba diyen bir bebeğin.
Yorulurdu yorulmasına lakin, şikayeti yoktu halinden...
Kolay mıydı aslında bir öte bir beri gidip gelmek!... Mevsimin sonbahara döndüğü günlerdeydi, hiç unutmaz... Sık sık vurulur olmuştu göğsüne beyaz entarili, siyah çantalı adam tarafından. Hızlı adımlarla girdiği yapıdan, çıkardı düşüncelere dalaraktan... Karanlığa ve yağmura eşlik ediyordu Saba makamında ki ezan... İçerden gelmekteydi, binbir feryada karışmış isyan... İlk defa göğsüne dokunmadan çıkan bu adam, ruhunu almış, bedenini bırakıp gidiyordu. Onun akabindeydi Hoca Efendi'nin dört kolluyla gelişi, mübarek elleriyle kapıyı ardına kadar itişi...
Çok sürmedi, bu kalabalık, bu hengame, bu çaresiz isyan...
Normaldi... Kimbilir kaç kişi göçerdi bu dünyadan!...
Mevsim kışa döndü, parke taşlı sokağı kar kapladı.
Yolların ıssızlığına eşlik etti bacalardan tüten is kokuları... Dört tekerli makinenin kulağı tırmalayan kornası yankılandı sonra. İçerden derin derin iç çekişlerin ardından, kilitleme sesleri duyuldu. Yorgun adımlar, son kez dokundu kapının yorgun göğsüne... Geri geri mızmızlanarak açıldı;''Gitmeeee'' dercesine. Yaşlı gözler son bir bakış için aralandı, akabinde kapı hoyratça kapandı.
İlk günleriydi...
Yeni gelin edasıyla, işveli ve de cilveli açılırdı her daim.
Geceden bozma sabahlarda, güneşin alaca karanlığa karışması çok değilken başlardı mesaisi. Fotr şapkalı asil eller okşardı ilk onu. Bilirdi, kapıdan ilk çıkan efendinin en son döneceğini!.. Gün öğlene dönmek üzereyken usul usul göğsüne vururdu bir çift pamuk el. Bir kahve içimlik zaman yolcusuydu komşular. Uğurlama merasimi dakikalarca kapı önünü muhabbetlerine dönsede, kulak kabartmazdı mahalle ağzı söylentilere. Acele acele yumruklanırdı heyecanını bastıramayan haylazlar tarafından... Kimi yetişilmesi mümkün olmayan bir hızla kaçar, kimi elinde meşin top, azıcık dikelirdi. Temiz, pak çıkan çocukların, kirli dönüşlerini beklerdi.
Bazen olurdu ya gecenin bir yarısı! Yarı korku yarı ölüm acısı...
Yardım için vurulurdu göğsü çaresiz eller tarafından, bir çare bulmak umuduyla. Meraklı bekleyişlere gebe kalırdı saatler. Haberi gelirdi evsahibesinden önce, derin uykuya dalan gözlerin veya dünyaya merhaba diyen bir bebeğin.
Yorulurdu yorulmasına lakin, şikayeti yoktu halinden...
Kolay mıydı aslında bir öte bir beri gidip gelmek!... Mevsimin sonbahara döndüğü günlerdeydi, hiç unutmaz... Sık sık vurulur olmuştu göğsüne beyaz entarili, siyah çantalı adam tarafından. Hızlı adımlarla girdiği yapıdan, çıkardı düşüncelere dalaraktan... Karanlığa ve yağmura eşlik ediyordu Saba makamında ki ezan... İçerden gelmekteydi, binbir feryada karışmış isyan... İlk defa göğsüne dokunmadan çıkan bu adam, ruhunu almış, bedenini bırakıp gidiyordu. Onun akabindeydi Hoca Efendi'nin dört kolluyla gelişi, mübarek elleriyle kapıyı ardına kadar itişi...
Çok sürmedi, bu kalabalık, bu hengame, bu çaresiz isyan...
Normaldi... Kimbilir kaç kişi göçerdi bu dünyadan!...
Mevsim kışa döndü, parke taşlı sokağı kar kapladı.
Yolların ıssızlığına eşlik etti bacalardan tüten is kokuları... Dört tekerli makinenin kulağı tırmalayan kornası yankılandı sonra. İçerden derin derin iç çekişlerin ardından, kilitleme sesleri duyuldu. Yorgun adımlar, son kez dokundu kapının yorgun göğsüne... Geri geri mızmızlanarak açıldı;''Gitmeeee'' dercesine. Yaşlı gözler son bir bakış için aralandı, akabinde kapı hoyratça kapandı.